DOLAR
46,6247
EURO
53,1238
ALTIN
6.040,74
BIST
14.328,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
29°C
Ankara
29°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Az Bulutlu
28°C
Pazar Açık
27°C
Pazartesi Açık
28°C
Salı Açık
30°C

Mümtaz Sarcan

1984 yılında bir vapur iskelesinde unuttuğu çantasından çıkan notlarla tanınmış, ancak kendisi o günden beri hiçbir fotoğrafta net olarak görülmemiştir...

Sonradan Şahlanan Bir Milletin Anatomisi

A+
A-

Bavullar toplanmış, biletler “en erken dönüş” tarifesine çevrilmiş…

Dünya Kupası’ndaki serüvenimiz, ilk iki maçta alınan o bildik, o sarsıcı mağlubiyetlerle matematiksel olarak son bulmuş. Turnuva ağacındaki yerimiz, üzerinden kırmızı kalemle geçilmiş kalın bir çarpı işaretinden ibaret.

Ve sonra sahaya çıkıyoruz. Karşımızda ABD.

Günlerdir sahada uyurgezer gibi dolanan, topu görünce pimi çekilmiş el bombası muamelesi yapan o silik takım gidiyor; yerine isteyen, koşan, arayan bir takım geliyor. Koşmayanlar uçuyor, pas yapamayanlar pergel gibi top dağıtıyor. Sahadan güzel bir galibiyetle ayrılıyoruz.

Harika. Şahane. Muazzam. Peki, şimdi biz bu galibiyeti tam olarak hangi yaramıza merhem yapacağız?

Bizim sosyolojik trajedimiz tam olarak burada başlar. Biz Türkler, potansiyeli dağları devirmeye yetecek kadar güçlü, ancak o potansiyeli harekete geçirmek için illaki uçurumdan aşağı yuvarlanmayı bekleyen bir milletiz. Ciddiyet, bizim lügatimize maalesef ki kriz anlarında, hatta krizin de bir tık sonrasında girer.

Olayların vahametini önceden kestirme konusunda kronik bir miyopluğumuz var. İlk maç kaybedildiğinde “Daha dur, önümüzde maçlar var” deriz. İkinci maçta işler sarpa sardığında “Bilmem kaç şut çektik, girmeyince girmiyor” efsanesine tutunuruz. Oysa o esnada çoktan bitmiştir; sadece biz henüz uyanmamışızdır.

Bizi hayatta tutan şey plan, program veya öngörü değil, safi adrenalindir. Ancak sorun şu ki; o adrenalin pompaları, iş işten geçtikten sonra devreye giriyor. Ayakta uyuyoruz ve maalesef uykumuz çok ağır.

Bu sadece yeşil sahalara özgü bir durum mu sanıyorsunuz? Asla. Bu, bizim milli işletim sistemimizin ta kendisi.

  • Binamızın kolonları çatırdarken “Bir şey olmaz, demiri sağlamdır” deyip, ancak o bina başımıza yıkıldıktan sonra hepimiz birer jeoloji uzmanı kesilmiyor muyuz?
  • Vücudumuz alarm verirken “Bir ağrı kesici yutar geçerim” mantığıyla diretip, anca acil servisin kapısında sedyeye alındığımızda “Keşke zamanında o tahlilleri yaptırsaydım” demiyor muyuz?
  • Ekonomiden trafiğe, eğitimden altyapıya kadar her alanda, atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra, giden atın peşinden en hızlı koşan millet biz değil miyiz?

Günün sonunda ABD’yi yeneriz. Haber bültenlerinde “Gururumuzla Veda Ettik” başlıkları atılır. “Ah o ilk maçtaki hakem hatası olmasaydı…”, “İkinci maçta o direkten dönen top gol olsaydı, şimdi kupaya gidiyorduk…” senaryolarıyla kendimizi avutmaya devam ederiz.

Çünkü biz, zamanında tepki verememenin ağır faturasıyla yüzleşmek yerine, o son maçtaki anlamsız galibiyetin illüzyonuna sarılmayı tercih ederiz. Elendikten sonra rakibi sahaya gömmüşüz, ne kıymeti var? Havalimanında pasaport kuyruğunda beklerken, “Ama son maçta nasıl oynadık!” demek size sadece anlamsız bir tebessüm kazandırır, tur atlatmaz.

Gücümüz var, zekamız var, yeteneğimiz var. Eksik olan tek şey; o meşhur uyanışımızı, iş işten geçmeden, tren garı terk etmeden önce gerçekleştirebilmek. Yoksa biz bu gidişle, elenmesi kesinleşmiş turnuvaların, son maçı kazanarak kalpleri fetheden o “en yetenekli kaybedenleri” olmaya devam edeceğiz.

Bavullarınızı unutmayın, uçağımız kalkmak üzere. İyi yolculuklar.

Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI