İnsanlık tarihinin en eski ve en amansız sahnelerinden biri olan siyaset, esasen bir kelimeler savaşı ya da sadece koltuk mücadelesi değildir; o, her şeyden önce bir karakter ve istikamet sınavıdır. Bugün modern dünyanın getirdiği hıza, sosyal medyanın yarattığı anlık dalgalanmalara ve siyasetin giderek pragmatistleşen doğasına baktığımızda, unuttuğumuz ya da unutturulmaya...
Çalışma masamın en alt çekmecesini karıştırırken, köşesi sararmış, hiç açılmamış bir mektup zarfına rastladım. Üzerinde ne bir adres vardı ne de bir isim; sadece rüzgârın sürüklediği bir yaprak gibi öylece duruyordu. Odadaki sessizlik, o an eski bir saatin tıkırtısından ziyade, toprağın derinliklerinden gelen o kadim uğultuya benzedi; hani fırtına öncesi...
Türkiye’de siyaset, giderek toplumsal sorunlara çözüm üretme aracı olmaktan çıkıp kişisel tatmin ve statü gösterisine dönüşen bir alan haline gelmiştir. Bugün birçok siyasi parti; halkın ihtiyaçlarına cevap vermek, ülkenin geleceğine dair bir vizyon ortaya koymak ya da ideolojik bir mücadele yürütmek için değil, belirli kişilerin “itibar sahibi” görünme arzusuyla kurulmaktadır....
Bugün yine o eski iskeleye gittim. Hani rüzgârın sadece iyot kokusu değil, sanki bin yıl evvel söylenmiş ama yarım kalmış türküleri de beraberinde getirdiği o paslı demirlerin yanına… Etrafıma baktım; binlerce insan, on binlerce telaş. Herkes bir yere yetişiyor, herkes bir şeylerden kaçıyor ama kimse yanındakinin gözünün içine bakmıyor. Yaşar...
Orta Doğu’da güneşin ne zaman huzurla doğacağını sormaktan yorulduğumuz bir dönemeçteyiz. Bugünlerde manşetlerin siyah puntolarla bağırdığı ABD-İran gerilimi, aslında sadece iki başkent arasındaki bir bilek güreşi değil; bizim de içinde bulunduğumuz bu kadim coğrafyanın tektonik levhalarının yerinden oynamasıdır. 2026’nın bu gergin ilkbaharında, Ankara’nın pencerelerinden baktığımızda gördüğümüz şey, sadece sınırın ötesindeki...