Zaman, Kadıköy iskelesine yanaşan o emektar vapurların pervanesinden köpük köpük dökülen sular gibi akıp gidiyor ve bizler, her rıhtımda biraz daha eksilerek bekliyoruz hayatı. Yıllar yılı, sararmış mektup zarflarının tenhalığında, eski kitapların kokusunda ve geçmişin o buğulu aynalarında insan ruhunun dehlizlerini aradım durdum; kelimelerimi rüzgârın önüne katıp, kalbinizin en kuytu köşelerine ulaştırmaya gayret ettim. Ancak pencereden dışarıya, o gürültülü ve durmaksızın değişen sokağa baktığımda görüyorum ki, hikayelerimiz ne kadar kadimse, bugünün gerçeği de bir o kadar keskin ve kaçınılmaz bir biçimde karşımızda duruyor.
Eski plakların o tanıdık çıtırtısı içimde hep baki kalacak, lakin artık yüzümü bugüne, şu an akıp giden hayatın tam ortasına dönmenin vaktidir. Gökyüzünün renginden mazot fiyatlarına, caddelerdeki telaşlı kalabalıklardan modern zamanın önümüze fırlattığı yeni kelimelere ve meselelere kadar, hayatın tam da içinden, güncelin o sıcak nefesinden beslenen yorumlarla huzurunuzda olacağım. Geçmişin o korunaklı limanından çıkıp, bugünün dalgalı denizinde, yine insanı ve insana dair olanı aramak için yola koyuluyorum. Merak etmeyin; meseleler ne kadar yeni ve dünyevi olursa olsun, onları tartan terazi yine o eski, naif vicdanımız olacak.
Gözlerinizi bugünden ve birbirinizden ayırmayın, zira hayat tüm hızıyla tam şu anda yaşanıyor.
Mümtaz Sarcan “insanların içinde, insana hasret“