DOLAR
44,8651
EURO
52,8845
ALTIN
6.907,71
BIST
14.201,05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
22°C
Ankara
22°C
Az Bulutlu
Cumartesi Yağmurlu
13°C
Pazar Az Bulutlu
12°C
Pazartesi Az Bulutlu
13°C
Salı Az Bulutlu
17°C

ABD-İran Hattında Türkiye’yi Okumak

A+
A-

Orta Doğu’da güneşin ne zaman huzurla doğacağını sormaktan yorulduğumuz bir dönemeçteyiz. Bugünlerde manşetlerin siyah puntolarla bağırdığı ABD-İran gerilimi, aslında sadece iki başkent arasındaki bir bilek güreşi değil; bizim de içinde bulunduğumuz bu kadim coğrafyanın tektonik levhalarının yerinden oynamasıdır. 2026’nın bu gergin ilkbaharında, Ankara’nın pencerelerinden baktığımızda gördüğümüz şey, sadece sınırın ötesindeki dumanlar değil, aynı zamanda bu dumanın soframıza, cebimize ve stratejik masamıza nasıl çökeceğidir.

Her şeyden önce, bu gerilimin en somut yansımasını günlük hayatımızın kılcal damarlarında, yani cüzdanlarımızda hissedeceğimiz gerçeğiyle yüzleşmeliyiz. Hürmüz Boğazı üzerinde sallanan o keskin kılıç, Türkiye gibi enerji açlığı çeken bir ekonomi için sadece bir lojistik sorunu değil, doğrudan bir maliyet krizidir. Petrol varil fiyatlarının küresel piyasalarda adeta bir roket hızıyla tırmanması, enflasyonla mücadele ettiğimiz bu hassas dönemde rüzgarın karşıdan esmesi anlamına geliyor. Ancak burada bir parantez açmak gerekir; Türkiye bu enerji darboğazını, son yıllarda attığı yerli enerji adımları ve çeşitlendirdiği boru hatlarıyla geçmişe nazaran daha dirençli karşılıyor. Yine de, küresel piyasalardaki “güvenli liman” arayışının tetiklediği sermaye göçü, kur üzerindeki baskıyı taze tutarak bizi iktisadi bir satranç oynamaya zorluyor.

Meseleyi sadece rakamlarla açıklamak, buzdağının altındaki insani trajediyi görmezden gelmek olur. İran, Türkiye için herhangi bir komşu değildir; 1639 Kasr-ı Şirin’den bu yana değişmeyen o vakur sınırın arkasındaki köklü bir devlet geleneğidir. Olası bir istikrarsızlık senaryosunda, bu kadim sınırın bir “göç koridoruna” dönüşme ihtimali, Ankara’nın güvenlik mimarisindeki en büyük alarm zillerinden biridir. Suriye tecrübesiyle kavrulan toplumsal hafızamız, yeni bir sığınmacı dalgasının sadece lojistik değil, sosyolojik yansımalarını da tartıyor. Güvenlik koridorlarımızın ve vekil güçlerin denge oyunlarının bu denli kırılgan olduğu bir atmosferde, sınır hattımızı bir kale gibi korurken aynı zamanda bir barış adası olarak kalabilmek, her zamankinden daha hayati bir önem taşıyor.

Fakat karamsarlığın gölgesinde bir fırsat kapısı da aralanmıyor değil. Türkiye, bu krizde sadece bir izleyici değil, aynı zamanda bölgenin “akil devleti” olarak parlıyor. Ukrayna krizinde sergilenen o dengeli ve ilkeli duruşun bir benzerini şimdi doğu sınırımızda görüyoruz. Batı’nın stratejik hedefleriyle bölgenin gerçekleri arasında köprü kurabilen tek aktörün Ankara olması, bizi sadece bir arabulucu değil, aynı zamanda yeni ticaret yollarının mimarı konumuna getiriyor. Basra’dan Avrupa’ya uzanan Kalkınma Yolu gibi projeler, Hürmüz’ün risklerine karşı Türkiye’yi vazgeçilmez bir güvenli koridor olarak tescilliyor.

Sonuç yerine şunu söylemek gerekir: Bu ateş çemberinin ortasında Türkiye, ne duygusal bir maceraya atılacak kadar toy ne de gelişmelere sırtını dönecek kadar kayıtsızdır. Yarının tarih kitapları, bu süreci yöneten iradeyi “fırtınada rotayı sabit tutan kaptan” olarak mı yoksa “rüzgara kapılan bir yelken” olarak mı yazacak? Cevap, reelpolitik ile insani değerleri aynı potada eritebilme becerimizde gizli. Bizim için bu savaş, sadece bir dış politika meselesi değil; yarınlarımızı nasıl bir coğrafyada inşa edeceğimizin tayin edici sınavıdır.

REKLAM ALANI