Son günlerde Türkiye’nin siyasi ve hukuki gündemini meşgul eden en sıcak başlıklardan biri, CHP’li belediyelere yönelik art arda gelen operasyonlar ve belediye başkanlarının tutuklanması. Bu dalga, kamuoyunda doğal olarak derin bir kutuplaşma ve meşruiyet tartışması yaratıyor. Meseleyi günlük siyasi polemiklerin gürültüsünden çıkarıp; hukukun, adaletin ve demokrasinin evrensel ilkeleri ışığında, daha...
Son günlerde Türkiye’nin gündemi, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’ndan yükselen kahkahalar ile adliye koridorlarındaki yankılar arasına sıkışmış durumda. Yeni nesil komedinin parlayan yıldızlarından Deniz Göktaş, 24 Haziran’da YouTube’da yayımladığı “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisiyle sadece trend listelerinin zirvesine çıkmakla kalmadı, aynı zamanda mizahın, ifade özgürlüğünün ve toplumsal hassasiyetlerin tartışıldığı...
Bir belediye başkanı, yıllarca karşısında durduğu bir ideolojiye, yutkunduğu onca lafa rağmen bir gecede neden “aşık” olur? İnanın bana, bu ani romantizmin sebebi şehre dökülecek üç kilometre ekstra asfalt değil. Bu senaryonun başrollerinde çok daha pragmatik ve karanlık aktörler var: Ensede hissedilen sıcak bir nefes, mahkeme koridorlarının dondurucu soğuğu ve...
Bavullar toplanmış, biletler “en erken dönüş” tarifesine çevrilmiş… Dünya Kupası’ndaki serüvenimiz, ilk iki maçta alınan o bildik, o sarsıcı mağlubiyetlerle matematiksel olarak son bulmuş. Turnuva ağacındaki yerimiz, üzerinden kırmızı kalemle geçilmiş kalın bir çarpı işaretinden ibaret. Ve sonra sahaya çıkıyoruz. Karşımızda ABD. Günlerdir sahada uyurgezer gibi dolanan, topu görünce pimi...
Zaman, Kadıköy iskelesine yanaşan o emektar vapurların pervanesinden köpük köpük dökülen sular gibi akıp gidiyor ve bizler, her rıhtımda biraz daha eksilerek bekliyoruz hayatı. Yıllar yılı, sararmış mektup zarflarının tenhalığında, eski kitapların kokusunda ve geçmişin o buğulu aynalarında insan ruhunun dehlizlerini aradım durdum; kelimelerimi rüzgârın önüne katıp, kalbinizin en kuytu...
Çalışma masamın en alt çekmecesini karıştırırken, köşesi sararmış, hiç açılmamış bir mektup zarfına rastladım. Üzerinde ne bir adres vardı ne de bir isim; sadece rüzgârın sürüklediği bir yaprak gibi öylece duruyordu. Odadaki sessizlik, o an eski bir saatin tıkırtısından ziyade, toprağın derinliklerinden gelen o kadim uğultuya benzedi; hani fırtına öncesi...
Bugün yine o eski iskeleye gittim. Hani rüzgârın sadece iyot kokusu değil, sanki bin yıl evvel söylenmiş ama yarım kalmış türküleri de beraberinde getirdiği o paslı demirlerin yanına… Etrafıma baktım; binlerce insan, on binlerce telaş. Herkes bir yere yetişiyor, herkes bir şeylerden kaçıyor ama kimse yanındakinin gözünün içine bakmıyor. Yaşar...