DOLAR
46,6602
EURO
53,1998
ALTIN
6.049,13
BIST
14.183,94
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
31°C
Ankara
31°C
Açık
Çarşamba Açık
32°C
Perşembe Az Bulutlu
33°C
Cuma Parçalı Bulutlu
31°C
Cumartesi Az Bulutlu
30°C

Mümtaz Sarcan

1984 yılında bir vapur iskelesinde unuttuğu çantasından çıkan notlarla tanınmış, ancak kendisi o günden beri hiçbir fotoğrafta net olarak görülmemiştir...

Ricky Gervais Olmak ya da Türkiye’yi Anlamak

A+
A-

Son günlerde Türkiye’nin gündemi, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’ndan yükselen kahkahalar ile adliye koridorlarındaki yankılar arasına sıkışmış durumda. Yeni nesil komedinin parlayan yıldızlarından Deniz Göktaş, 24 Haziran’da YouTube’da yayımladığı “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisiyle sadece trend listelerinin zirvesine çıkmakla kalmadı, aynı zamanda mizahın, ifade özgürlüğünün ve toplumsal hassasiyetlerin tartışıldığı büyük bir girdabın da merkezine oturdu.

Dini değerleri aşağılama suçlamasıyla başlatılan soruşturma ve 5651 sayılı Kanun kapsamında bazı sosyal medya paylaşımlarına getirilen erişim engelleri, aslında yıllardır çözemediğimiz o tanıdık ikilemi yeniden önümüze koyuyor: Mizahın sınırı nerede başlar, nerede biter?

En baştan, çok net bir şekilde ifade edelim: Komedi özgür olmalıdır. Kara mizah, doğası gereği konfor alanlarını terk etmeyi, statükoyu sarsmayı ve eleştirinin oklarını en uç noktalara kadar fırlatmayı gerektirir. Dünyada bunun en iyi örneklerinden birini, sınır tanımayan sivri diliyle Altın Küre sahnesini bile Hollywood yıldızları için bir gerilim filmine çeviren Ricky Gervais’te görüyoruz.

Deniz Göktaş’ın da zekice kurgulanmış metinleriyle, toplumsal tabuları ti’ye alan cesaretiyle sahnede benzer bir tarzı yakalamak istediği son derece açık. Siyaseti, dini, toplumsal normları süzgeçten geçirmeden, olanca çıplaklığıyla seyirciye sunmak, modern stand-up kültürünün kalbinde yatan bir reflekstir. Gülmek, bazen en ciddi meseleleri bile deşifre etmenin en sarsıcı yoludur. Bu bağlamda Göktaş’ın mizahi vizyonunun ve sahnede çizdiği o rahat, sınır tanımayan profilin komedi sanatı açısından oldukça değerli olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Ancak mesele sadece sahnede ne söylendiği değil, o sözlerin hangi toplumsal zemine düştüğüdür. İşin içine Türkiye’nin sosyolojik gerçeklikleri girdiğinde, denklemin parametreleri aniden değişiyor.

Türkiye, kültürel kodları, dini inançları ve toplumsal fay hatları son derece hassas, çok katmanlı bir ülke. Batı’da bir komedyenin rahatlıkla üzerine şaka yapabileceği bir konu, bizim coğrafyamızda bir anda “milli güvenlik ve kamu düzeni” meselesi haline gelebiliyor. Bu durumu sadece “ifade özgürlüğüne vurulan bir darbe” olarak okumak, meselenin toplumsal psikolojisini eksik analiz etmek olur.

Bir komedyenin veya sanatçının, yaşadığı toplumun sinir uçlarını bilmesi, mizahını yaparken bu gerçekliği tamamen göz ardı etmemesi beklenir. Elbette bu, “sansür otosansürü doğursun” demek değildir. Ancak Türkiye gibi kutuplaşmaya teşne, hassasiyetlerin çok çabuk alev alabildiği toplumlarda, eleştiriler uçlara dokunurken kullanılan üslubun ve zamanlamanın çok daha ince bir işçilik gerektirdiği de inkar edilemez bir gerçektir.

Deniz Göktaş’ın yurt dışından yaptığı, “Türkiye’de olmamı gerektiren bir durum olursa ilk uçakla döneceğim” açıklaması, olayın hararetine tezat oluşturacak kadar sakin ve olgun bir tavır. Süreci bir krize ya da mağduriyet şovuna dönüştürmemesi takdire şayan.

Günün sonunda “Ölü Deniz” vakası, hem mizah üreticileri hem de karar alıcılar için önemli bir laboratuvar niteliği taşıyor. Hukukun, bir stand-up gösterisine müdahale ederken özgürlükleri boğmamaya ne kadar dikkat etmesi gerekiyorsa; sahnedeki sanatçının da zekasını ve kalemini konuştururken, hitap ettiği -veya dolaylı yoldan dokunduğu- toplumun değer yargılarını okumakta o kadar dikkatli olması gerekiyor.

Mizah, yaraları deşmek için değil, o yaralara ayna tutmak için yapıldığında asıl gücüne kavuşur. Ricky Gervais gibi dünyayı karşınıza alarak güldürebilirsiniz; ancak yaşadığınız topraklarda kalıcı bir iz bırakmak istiyorsanız, o toprakların nabzını tutmak, bazen en keskin şakadan bile daha büyük bir zeka gerektirir.

Yazarın Diğer Yazıları
MOBİL REKLAM ALANI