Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “çerçeve yasa” ve gündeme dair dün yaptığı paylaşım siyasi dengeleri alt üst edecek nitelikteydi. Yavaş’ın mesajını nasıl okumalı, nasıl yorumlamalıyız? Bu gün köşemde bu konuyu masaya yatıracağım.
Yavaş’ın son açıklamalarını sadece bir yerel yöneticinin güncel siyasete dair bir refleksi olarak okursak, asıl büyük resmi kaçırırız. Karşımızda siyasi çizgisini, devlet anlayışını ve vizyonunu ortaya koyan, oldukça stratejik ve çok katmanlı bir metin duruyor.
Gelin, Yavaş’ın bu çıkışının satır aralarındaki şifreleri birlikte çözelim.
Demokratik Milliyetçilik ve Kırmızı Çizgiler
Yavaş, açıklamalarında milliyetçi kökenlerine olan sadakatini gizlemiyor; aksine bunu siyasetinin ana taşıyıcı kolonu olarak konumlandırıyor. Şehitlerin aziz hatırası ve milletin “vicdanının sızlamaması”, onun asla müzakereye açmayacağı kırmızı çizgisi. Ancak burada ustaca kurgulanmış ince bir denge var: Yavaş, reaksiyoner bir dille “Kürt meselesi” kavramını yok saymıyor. Aksine, sorunun varlığını kabullenerek çözümün adresini “eşit yurttaşlık” ve “ayrıştırılmama” gibi demokratik zeminlerde arıyor. Bu dil, Türkiye’de merkez siyasetin uzun süredir ihtiyaç duyduğu “demokratik milliyetçilik” hattının çok güçlü bir inşasıdır.
Hukukun Üstünlüğü
Günümüzün popülist ve pragmatist siyasi ikliminde en kritik meseleler bile maalesef günübirlik pazarlıkların mezesi olabiliyor. Yavaş ise rotayı bambaşka bir yöne çeviriyor. Meseleyi şahsi inisiyatiflerin veya partiler arası gizli kapaklı görüşmelerin dışına çekerek; doğrudan hukuka, adalete, Anayasa Mahkemesi kararlarına ve TBMM’nin meşru zeminine emanet ediyor. Bu tavır, rüzgâra göre yön değiştiren bir siyasetçiden ziyade, kurallara ve kurumlara sıkı sıkıya bağlı bir “devlet adamı” profilinin ta kendisidir.
Millet Seyirci Değildir
Mansur Yavaş’ın barış, huzur veya çözüm gibi toplumsal taleplere kapıları kapatması düşünülemez. Ancak onun en sert itirazı, iktidarın bu kavramları bir “seçim kazanma aparatı” olarak araçsallaştırma ihtimalinedir. “Millet seyirci değildir” vurgusu, kapalı kapılar ardında toplumdan gizlenerek yapılan siyasi mühendisliklere yönelik çok net bir reddiyedir.
Peki, Bu Çıkış Neden Şimdi Geldi?
Deneyimli bir siyasetçi olan Yavaş’ın bu açıklamayı yapmak için seçtiği zamanlama kesinlikle tesadüf değil. Bu çıkışın arkasında yatan stratejik ve siyasi nedenleri okumak, önümüzdeki dönemin siyasetini anlamak için elzem.
Birincisi; siyasi pozisyonunu netleştirme ihtiyacı. İktidar cephesinden gelen yumuşama sinyalleri karşısında muhalefetin ne yapacağı tartışılırken Yavaş sessiz kalarak kenarda beklemeyi reddetti. Milliyetçi tabanın hassasiyetlerini koruyan ama demokrat seçmeni de ötekileştirmeyen o dengeli “üçüncü yolu” başarıyla açtı.
İkincisi; iktidarın oyun kurucu hamlesini boşa çıkarmak. Olası bir anayasa değişikliği veya çerçeve yasa tartışmalarında, Kürt seçmenin veya DEM Parti’nin desteğini almak için atılabilecek adımları peşinen “samimiyetsiz ve seçim odaklı” olarak çerçeveledi. Böylece iktidarın kurmak istediği masanın meşruiyetini henüz masa kurulmadan sorgulamaya açtı.
Üçüncüsü; liderlik ve ulusal ağırlık koyma. Yavaş, Türkiye’nin en yakıcı ve kronik meselelerinden birinde inisiyatif alarak, sadece başkentin belediye başkanı olmadığını gösterdi. Kırmızı çizgileri olan, ulusal düzeyde vizyon çizen ve kriz anlarında kitlelere yön gösterebilen bir lider olduğunu siyaset kurumuna bir kez daha hatırlattı.
Muhalefete Açık Uyarı
Sonuç olarak, Yavaş’ın bu manifestosu sadece iktidara değil; kendi partisi CHP’ye ve tüm muhalefet blokuna verilmiş dolaylı ama çok net bir uyarıdır: Olası bir “çözüm sürecine” destek verilecekse bile, bu kapalı odalarda, iktidarın dayattığı şartlarda değil; yargı bağımsızlığının sağlandığı, anayasal güvencelerin işlediği TBMM zemininde, milletin gözü önünde şeffafça olmalıdır.
Mansur Yavaş taşları yerinden oynattı ve kendi çizgisini kalın harflerle çekti. Şimdi herkesin gözü, siyasetin diğer aktörlerinin bu hamleye vereceği yanıtta.