Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi, özellikle risk grubundaki bireyler için gizli bir sağlık tehdidini beraberinde getiriyor. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alper Şener, son dönemde artan sıcaklıklarla birlikte özellikle 5 yaş altı çocuklar ile 65 yaş üstü kıdemli vatandaşların hastanelere başvuru oranlarında dikkat çekici bir artış yaşandığını belirtiyor. Poliklinik ve acil servislere yüksek ateş şikayetiyle başvuran bu hastalarda, aslında enfeksiyon kökenli olmayan ancak enfeksiyon hastalıklarını birebir taklit eden tabloya “yalancı enfeksiyon” adı veriliyor.
Vücudun ihtiyaç duyduğu sıvı miktarını karşılayamaması, sistemik düzeyde karmaşık yanılgılara yol açıyor. Yetersiz su tüketimi nedeniyle bireylerde kas ve eklem ağrıları, mide bulantısı, sürekli uyku hali ve ateş yüksekliği gibi enfeksiyon şülesi uyandıran belirtiler baş gösteriyor. Normal şartlar altında insan vücudunun günlük su ihtiyacı 1,5 ile 2 litre arasında değişirken, hava sıcaklıklarının tırmanışa geçtiği bu kritik günlerde sıvı tüketiminin normal dönemin en az 1,5 veya 2 katı üzerine çıkarılması hayati önem taşıyor. Özellikle susuzluk hissini algılamakta gecikebilen 65 yaş ve üzerindeki kişilerin, su tüketimini artırma konusunda çok daha hassas ve bilinçli hareket etmesi gerekiyor.
Bu klinik tablonun en yanıltıcı yönü ise laboratuvar ve muayene bulgularında ortaya çıkıyor. Yalancı enfeksiyon durumlarında hastaların vücut sıcaklığı 37,3 ile 38,5 derece arasında seyrediyor. Vücut susuz kaldığında kandaki su miktarının azalmasına bağlı olarak yapılan tahlillerde bazı enfeksiyon parametrelerinde yükselmeler kaydediliyor. Bu durum, ortada gerçek bir enfeksiyon odağı yokken varmış gibi algılanmasına yol açarak hekimleri de yanıltabiliyor. Sonuç olarak hastalar, gereksiz antibiyotik kullanımıyla veya ihtiyaç duyulmayan ileri tetkik süreçleriyle karşı karşıya kalıyor. Özellikle yaşlı hastalarda tabloya uykuya meyil, baş ağrısı, bulantı ve kusma gibi nörolojik sinyaller de eşlik ettiğinde, yanlışlıkla beyin iltihabı şüphesi doğabiliyor; bu da hastaların gereksiz yere görüntüleme işlemlerine girmesine, hatta bellerinden sıvı alınması gibi ağır ve invaziv tetkiklere maruz kalmasına neden oluyor.
Tüm bu zorlu ve yıpratıcı tıbbi süreçlerin önüne geçebilmek, aslında bireylerin kendi vücutlarındaki susuzluk sinyallerini doğru okumasından geçiyor. Kişilerin evde kendi kendilerine rahatlıkla yapabileceği gözlemler, yalancı enfeksiyon riskini erkenden bertaraf etmeyi kolaylaştırıyor. Dil ve ağızda sık sık kuruma meydana geliyorsa, deri yapısında sertleşme ile pullanma baş gösterdiyse ve bu belirtilere yoğun bir halsizlik eşlik ediyorsa, vücut alarm veriyor demektir. Eğer kişi su içtiğinde bu şikayetlerinin hafiflediğini ve geçtiğini hissediyorsa, yaşanan tüm bu rahatsızlıkların temel sebebi doğrudan su tüketiminin yetersiz kalmasıdır.