Sosyal medyanın erken yaşta ve yoğun kullanımı, çocukların gelişim süreçlerinde kritik bir risk faktörü olarak öne çıkıyor. Yapılan yeni bir bilimsel araştırma, sosyal medya alışkanlıkları ile zararlı madde deneme eğilimi arasında dikkat çekici bir bağ olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu durum karşısında ailelerin yasakçı bir tutum sergilemek yerine rehberlik odaklı bir yaklaşım benimsemesini tavsiye ediyor.
The American Journal of Psychiatry’de yayımlanan kapsamlı çalışmada, 9-16 yaş aralığındaki çocukların sosyal medya kullanım alışkanlıkları dört yıl boyunca mercek altına alındı. Bulgular doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmasa da, erken sosyal medya kullanımı ile madde deneme davranışı arasındaki güçlü bağlantıyı gözler önüne seriyor. Araştırma sonuçlarına göre, sosyal medya platformlarıyla erken tanışan ve bu mecralarda geçirdikleri süre hızla artan çocukların alkol, tütün ve esrar gibi maddeleri deneme olasılığı, akranlarına kıyasla çok daha yüksek seyrediyor.
California Üniversitesi San Francisco’dan çocuk sağlığı uzmanı ve araştırmanın başyazarı Dr. Jason M. Nagata, çalışmada çocukları sosyal medya kullanım biçimlerine göre dört farklı gruba ayırdı. Bu gruplar; platformları hiç kullanmayan veya çok az kullananlar, orta düzeyde ve kademeli artış gösterenler, 11 yaş civarında başlayıp hızlı artış gösterenler ve son olarak 9 yaş civarında başlayıp hızlı artış gösterenler olarak belirlendi.

Ortaya çıkan veriler, sosyal medyayı erken yaşta ve günde üç saat ya da daha fazla kullanan çocukların, çok az kullanan akranlarına kıyasla esrar deneme olasılığının yaklaşık 17 kat, tütün deneme olasılığının ise 14 kat daha yüksek olduğunu gösteriyor. Dr. Nagata, bu tablonun arkasındaki temel nedenlerden birinin, çocukların dijital dünyada bu maddeleri olumlu gösteren içeriklerle karşılaşması olduğunu ifade ediyor. Sosyal medyadaki paylaşımlarda madde kullanımı çoğunlukla eğlenceli, sosyal ve cazip bir deneyim gibi sunulurken, bu maddelerin yaratacağı olumsuz sonuçlar ise neredeyse hiç görünür kılınmıyor.
Araştırmaya katılan ergenlerin yarısından fazlası internet ortamında alkol pazarlamasına maruz kaldığını belirtirken, sosyal medyadaki madde kullanımı içeriklerini inceleyen 73 çalışmalık bir değerlendirme de bu durumu destekler nitelikte. Söz konusu değerlendirme, dijital alandaki bu tarz içeriklerin yaklaşık yüzde 77’sinin olumlu bir çerçevede sunulduğunu kanıtlıyor.
Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Fakültesi’nden Dr. Courtney Blackwell, çalışmanın en güçlü yönünün aynı çocukların yıllar içindeki gelişim ve kullanım değişimlerini takip etmesi olduğunu vurguluyor. Dr. Blackwell, sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkisini doğru analiz edebilmek için ekran başında geçirilen sürenin yanı sıra, mutlaka maruz kalınan içeriklerin niteliğine de odaklanılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Bu riskli dijital iklimde uzmanlar, tamamen yasaklayıcı politikalar yerine çocuklarla açık ve sağlıklı bir iletişim kurulmasının çok daha etkili olacağını belirtiyor. Amerikan Pediatri Akademisi, ailelerin çocuklarıyla birlikte dinamik bir “aile medya planı” hazırlamasını öneriyor. Bu planlama kapsamında; çocukların hangi içeriklerle karşılaştığının takip edilmesi, ekran süresinin aile zamanı, spor ve sosyal etkinliklerin önüne geçmemesi büyük önem taşıyor. Ayrıca çocuklara telefon dışında rahatlama yolları sunulması ve sosyal medyanın getirdiği riskler hakkında erken yaşta konuşulmaya başlanması tavsiye ediliyor.
Proaktif olmanın önemine değinen Dr. Nagata, ebeveynlerin bir sorun ortaya çıkmasını beklemeden harekete geçmesi gerektiğini hatırlatırken, Dr. Blackwell ise madalyonun diğer yüzüne işaret ediyor. Ailelerin kendi ekran alışkanlıklarının çocuklar üzerinde doğrudan belirleyici olduğunu ifade eden Blackwell, ebeveynlerin çocuklarından beklediği sağlıklı davranışları önce kendi yaşamlarında sergilemeleri gerektiğinin altını çiziyor.