Türkiye’de ve dünya genelinde yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı her geçen gün daha da artıyor. Ülkemizde 65 yaş üstü vatandaşların oranı yüzde 11 seviyesini geride bırakırken, özellikle son 5 yılda gözlenen hızlı artış trendinin bu şekilde devam etmesi durumunda Türkiye’nin 2050 yılında dünyanın en yaşlı nüfusa sahip ülkeleri arasında yer alacağı öngörülüyor. Yaşlı nüfustaki bu ivmelenme, sunulan sağlık hizmetlerinin ve bakım ihtiyaçlarının da yapısal olarak çeşitlenmesini zorunlu kılıyor. Bu süreçte rutin ayaktan takipleri gerçekleştirilen bireylerin yanı sıra, birden fazla kronik rahatsızlığı bünyesinde barındıran ve tıp literatüründe “kırılgan” olarak nitelendirilen yaşlı bireyler için çok daha özel, hassas bir bakım modelinin uygulanması gerekiyor.
Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, geriatrinin temel olarak 65 yaş ve üzerindeki bireylerin hastalıklarını, genel sağlık durumlarını ve koruyucu hekimlik uygulamalarını bütünüyle kapsayan bir bilim dalı olduğunu belirtiyor. Dernek olarak bu yılki en büyük hedeflerinin, yaşlılık döneminde sıklıkla karşılaşılan hastalıklar ile bu hastalıklardan korunmayı sağlayan hekimlik uygulamalarına yönelik toplumsal farkındalığı en üst seviyeye çıkarmak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Halil, yaşlanma süreciyle birlikte bağışıklık sisteminde kaçınılmaz bir zayıflama meydana geldiğine dikkat çekiyor. Bağışıklık sistemindeki bu direnç kaybı ise enfeksiyonların yaşlı vücutlarda çok daha kolay zemin bulmasına, iyileşme sürelerinin ciddi şekilde uzamasına ve klinik tabloların çok daha ağır seyretmesine yol açıyor.
Yaşlılarda Enfeksiyonun Gizli Semptomları ve Delirium Riski
Yaşlı bireylerde gelişen enfeksiyon hastalıkları, genç nüfustaki gibi her zaman belirgin ve klasik semptomlarla kendini göstermiyor. Genç bir hastada zatürre tablosu geliştiğinde yüksek ateş, öksürük ve balgam çıkarma gibi net şikayetler gözlemlenirken, yaşlı bir hastada bu tipik belirtilere rastlanmayabiliyor. Yaşlılık döneminde enfeksiyonlar çoğunlukla sık tekrarlayan düşme vakaları veya ani gelişen kafa karışıklıkları ile maskelenebiliyor. Hastanın nerede olduğunu ayırt edememesi, çevresindeki en yakın aile bireylerini dahi tanıyamaması gibi durumlar hasta yakınları tarafından “annemin veya babamın birkaç gündür aklı gidip geliyor” şeklinde ifade ediliyor. Tıp dilinde “delirium” olarak tanımlanan bu tehlikeli tablo, aslında yaşlılarda enfeksiyonun en birincil ve en yaygın göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Yaşlılarda görülen solunum yolu enfeksiyonları temel kaynaklarına göre viral ve bakteriyel olmak üzere iki grupta inceleniyor. Viral kaynaklı olanlarda en sık influenza ve toplumda solunum yolu enfeksiyonu olarak bilinen Respiratuar Sinsityal Virüs (RSV) ile karşılaşılırken, bakteriyel enfeksiyonlarda ise doğrudan zatürre oluşumunu tetikleyen pnömokok bakterisi başı çekiyor. Ağır enfeksiyon süreçlerine maruz kalan yaşlılarda, primer hastalığın yanı sıra ani kas kayıpları ve ciddi beslenme bozuklukları gibi kalıcı hasar bırakabilecek sekonder sağlık sorunları da tetiklenebiliyor.
Yoğun Bakım Riskini Azaltan Tek Çözüm: Doğru Zamanlama ile Aşılama
Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, enfeksiyon risklerinden korunmada en güçlü kalkanın aşı olduğunu vurgulayarak, 65 yaş üzeri bireylerin tıpkı çocukluk çağındaki bebekler gibi özel bir aşılama grubunda değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Hem zayıflayan bağışıklık yapısı hem de eşlik eden kronik hastalıkların çokluğu sebebiyle, bu yaş grubundaki her bireyin hastalıklardan korunması veya hastalığı en hafif hasarla atlatabilmesi için Sağlık Bakanlığı tarafından tanımlanmış olan aşıları eksiksiz yaptırması gerekiyor. Gerekli aşılarını yaptırmamış yaşlıların kliniğe yatış, yoğun bakım desteğine ihtiyaç duyma ve maalesef ölüm oranları, aşılanmış yaşıtlarına oranla çok daha yüksek seviyelerde seyrediyor.
Aşılama stratejisinde bazı aşı türleri için mevsimsel planlama hayati bir önem taşıyor. Özellikle influenza ve RSV virüslerinin toplumda en sık görüldüğü dönem ekim ayı itibarıyla başlayıp mart ayına kadar kesintisiz devam ediyor. Bu nedenle, söz konusu viral etkenlere karşı yapılacak aşılamaların sonbahar ve kış başlangıcı dönemlerinde uygulanması aşının koruyuculuk etkisini maksimuma çıkarıyor. Buna karşın, zatürreye yol açan pnömokok bakterisine karşı uygulanan aşılar ile tetanoz ve zona aşıları için belirli bir takvim sınırı bulunmuyor; bu aşılar yılın herhangi bir döneminde güvenle uygulanabiliyor. Toplumda aşı farkındalığının artırılması, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini korumadaki en temel koruyucu hekimlik adımı olarak geçerliliğini koruyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı I https://www.aa.com.tr/tr/saglik/yaslilarda-enfeksiyonlara-karsi-en-etkili-koruma-asi/3913024