Milli Duruş, Demokratik Siyaset ve Oy Hesapları Üzerine

Milli Duruş, Demokratik Siyaset ve Oy Hesapları Üzerine

Milli Duruş, Demokratik Siyaset ve Oy Hesapları Üzerine

Son günlerde kamuoyunda sıkça dile getirilen bir iddia var: “Mansur Yavaş Kürtlerden oy alamaz.” Bu söylem, özellikle terörle arasına net bir mesafe koyan ve PKK’yı açıkça terör örgütü olarak niteleyen siyasi tutumu üzerinden tartışılıyor. Peki gerçekten bir siyasetçinin Kürt vatandaşlardan oy alabilmesi için terör örgütlerine karşı tutumunu yumuşatması ya da belli siyasi yapılarla arasındaki mesafeyi kaldırması mı gerekir?

Bu sorunun cevabı, aslında Türkiye’nin nasıl bir devlet ve nasıl bir toplum olmak istediğiyle doğrudan ilgilidir.

PKK, Türkiye Cumhuriyeti tarafından ve uluslararası birçok yapı tarafından terör örgütü olarak tanımlanmaktadır. Devlete, güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik saldırılar gerçekleştirmiş bir yapı karşısında net bir tavır almak; bir etnik kimliğe değil, silahlı şiddete karşı alınmış bir pozisyondur. Bu tutum, milli güvenlik ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Teröre karşı olmak, Kürt vatandaşlara karşı olmak değildir. Aksine, terör en çok o bölgede yaşayan vatandaşlara zarar vermiştir. Bu ayrımı net şekilde yapmak, sağlıklı bir siyasi tartışmanın temelidir.

Kürt Seçmen Tek Tip Değildir

“Mansur Yavaş Kürtlerden oy alamaz” söylemi, Kürt seçmeni homojen bir blok gibi değerlendiren indirgemeci bir bakış açısına dayanır. Oysa Türkiye’de Kürt seçmenler; muhafazakâr, milliyetçi, sosyal demokrat, liberal ya da farklı ideolojik çizgilerde tercih yapabilmektedir. Ekonomi, adalet, liyakat, yerel hizmetler ve özgürlükler gibi pek çok kriter oy davranışında belirleyici olmaktadır.

Bir siyasetçinin Kürt seçmenden destek alabilmesi için öncelikle adaletli, kapsayıcı ve eşitlikçi bir dil kullanması; vatandaşlık temelinde hak ve özgürlükleri savunması gerekir. Bunun yolu ise terör örgütlerine mesafe koymamaktan değil, hukuk devleti ilkesini herkes için savunmaktan geçer.

Milli Duygular ve Demokratik Siyaset

Milli duygular, bir ülkenin birliğini ve ortak kader bilincini besler. Ancak bu duyguların kapsayıcı olması gerekir. “Millet” kavramı, etnik bir daralmaya değil, ortak vatandaşlık bilincine dayanmalıdır.

Bir siyasetçi hem milli hassasiyetlere sahip olabilir hem de toplumun tüm kesimlerine hitap edebilir. Teröre karşı net bir duruş sergilemek, demokratik siyasetin sınırlarını korumak anlamına gelir. Aynı zamanda Kürt vatandaşların kültürel, sosyal ve ekonomik sorunlarına duyarlı olmak da bu duruşla çelişmez.

Asıl mesele, etnik kimlikler üzerinden bir siyasi pazarlık yürütmek değil; eşit vatandaşlık temelinde güven veren bir yönetim anlayışı ortaya koymaktır.

Bir siyasetçinin Kürtlerden oy alabilmesi için PKK’ya terör örgütü muamelesi yapmaması gerektiği yönündeki iddia, hem Kürt vatandaşlara hem de Türkiye’nin demokratik birikimine haksızlık içerir. Terörle arasına net mesafe koymak, demokratik siyasetin meşruiyet zemininin gereğidir.

Gerçek soru şudur: Türkiye’de siyaset, kimlikler üzerinden mi şekillenecek; yoksa adalet, hizmet ve ortak gelecek vizyonu üzerinden mi?

Milli birlik, ancak hukukun üstünlüğü, eşit vatandaşlık ve teröre karşı ortak duruşla güçlenir. Farklılıkları tehdit değil zenginlik olarak gören bir anlayış, hem milli hem demokratik bir Türkiye idealinin temelidir.

Paylaş :