<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Köşe Yazıları &#8211; Ankara Yazıyor</title>
	<atom:link href="https://ankarayaziyor.com/category/kose-yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ankarayaziyor.com</link>
	<description>Fikri Hür, Vicdanı Hür!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Aug 2026 07:53:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://ankarayaziyor.com/wp-content/uploads/2025/07/Adsiz-tasarim-2-150x150.png</url>
	<title>Köşe Yazıları &#8211; Ankara Yazıyor</title>
	<link>https://ankarayaziyor.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Demokratik Milliyetçilik ve Kırmızı Çizgiler</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/demokratik-milliyetcilik-ve-kirmizi-cizgiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:53:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[çerçeve yasa]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Mansur Yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=4155</guid>

					<description><![CDATA[Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş&#8217;ın &#8220;çerçeve yasa&#8221; ve gündeme dair dün yaptığı paylaşım siyasi dengeleri alt üst edecek nitelikteydi. Yavaş&#8217;ın mesajını nasıl okumalı, nasıl yorumlamalıyız? Bu gün köşemde bu konuyu masaya yatıracağım. Yavaş&#8217;ın son açıklamalarını sadece bir yerel yöneticinin güncel siyasete dair bir refleksi olarak okursak, asıl büyük resmi kaçırırız. Karşımızda siyasi çizgisini, devlet [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş&#8217;ın &#8220;<strong>çerçeve yasa</strong>&#8221; ve gündeme dair dün yaptığı paylaşım siyasi dengeleri alt üst edecek nitelikteydi. Yavaş&#8217;ın mesajını nasıl okumalı, nasıl yorumlamalıyız? Bu gün köşemde bu konuyu masaya yatıracağım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yavaş&#8217;ın son açıklamalarını sadece bir yerel yöneticinin güncel siyasete dair bir refleksi olarak okursak, asıl büyük resmi kaçırırız. <strong>Karşımızda siyasi çizgisini, devlet anlayışını ve vizyonunu ortaya koyan, oldukça stratejik ve çok katmanlı bir metin duruyor.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelin, Yavaş’ın bu çıkışının satır aralarındaki şifreleri birlikte çözelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Demokratik Milliyetçilik ve Kırmızı Çizgiler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yavaş, açıklamalarında milliyetçi kökenlerine olan sadakatini gizlemiyor; aksine bunu siyasetinin ana taşıyıcı kolonu olarak konumlandırıyor. <strong>Şehitlerin aziz hatırası ve milletin &#8220;vicdanının sızlamaması&#8221;, onun asla müzakereye açmayacağı kırmızı çizgisi.</strong> Ancak burada ustaca kurgulanmış ince bir denge var: Yavaş, reaksiyoner bir dille &#8220;Kürt meselesi&#8221; kavramını yok saymıyor. Aksine, sorunun varlığını kabullenerek çözümün adresini &#8220;eşit yurttaşlık&#8221; ve &#8220;ayrıştırılmama&#8221; gibi demokratik zeminlerde arıyor. <strong>Bu dil, Türkiye&#8217;de merkez siyasetin uzun süredir ihtiyaç duyduğu &#8220;demokratik milliyetçilik&#8221; hattının çok güçlü bir inşasıdır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hukukun Üstünlüğü</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzün popülist ve pragmatist siyasi ikliminde en kritik meseleler bile maalesef günübirlik pazarlıkların mezesi olabiliyor. Yavaş ise rotayı bambaşka bir yöne çeviriyor. Meseleyi şahsi inisiyatiflerin veya partiler arası gizli kapaklı görüşmelerin dışına çekerek; doğrudan hukuka, adalete, Anayasa Mahkemesi kararlarına ve TBMM&#8217;nin meşru zeminine emanet ediyor. Bu tavır, rüzgâra göre yön değiştiren bir siyasetçiden ziyade, kurallara ve kurumlara sıkı sıkıya bağlı bir &#8220;<strong>devlet adamı</strong>&#8221; profilinin ta kendisidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Millet Seyirci Değildir</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mansur Yavaş&#8217;ın barış, huzur veya çözüm gibi toplumsal taleplere kapıları kapatması düşünülemez. <strong>Ancak onun en sert itirazı, iktidarın bu kavramları bir &#8220;seçim kazanma aparatı&#8221; olarak araçsallaştırma ihtimalinedir. </strong>&#8220;Millet seyirci değildir&#8221; vurgusu, kapalı kapılar ardında toplumdan gizlenerek yapılan siyasi mühendisliklere yönelik çok net bir reddiyedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Peki, Bu Çıkış Neden Şimdi Geldi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Deneyimli bir siyasetçi olan Yavaş’ın bu açıklamayı yapmak için seçtiği zamanlama kesinlikle tesadüf değil.</strong> Bu çıkışın arkasında yatan stratejik ve siyasi nedenleri okumak, önümüzdeki dönemin siyasetini anlamak için elzem.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Birincisi;</strong> <strong>siyasi pozisyonunu netleştirme ihtiyacı</strong>. İktidar cephesinden gelen yumuşama sinyalleri karşısında muhalefetin ne yapacağı tartışılırken Yavaş sessiz kalarak kenarda beklemeyi reddetti. Milliyetçi tabanın hassasiyetlerini koruyan ama demokrat seçmeni de ötekileştirmeyen o dengeli &#8220;üçüncü yolu&#8221; başarıyla açtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İkincisi; iktidarın oyun kurucu hamlesini boşa çıkarmak</strong>. Olası bir anayasa değişikliği veya çerçeve yasa tartışmalarında, Kürt seçmenin veya DEM Parti&#8217;nin desteğini almak için atılabilecek adımları peşinen &#8220;samimiyetsiz ve seçim odaklı&#8221; olarak çerçeveledi. Böylece iktidarın kurmak istediği masanın meşruiyetini henüz masa kurulmadan sorgulamaya açtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Üçüncüsü; liderlik ve ulusal ağırlık koyma.</strong> Yavaş, Türkiye&#8217;nin en yakıcı ve kronik meselelerinden birinde inisiyatif alarak, sadece başkentin belediye başkanı olmadığını gösterdi. Kırmızı çizgileri olan, ulusal düzeyde vizyon çizen ve kriz anlarında kitlelere yön gösterebilen bir lider olduğunu siyaset kurumuna bir kez daha hatırlattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Muhalefete Açık Uyarı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, Yavaş&#8217;ın bu manifestosu sadece iktidara değil; kendi partisi CHP&#8217;ye ve tüm muhalefet blokuna verilmiş dolaylı ama çok net bir uyarıdır: Olası bir &#8220;çözüm sürecine&#8221; destek verilecekse bile, bu kapalı odalarda, iktidarın dayattığı şartlarda değil; yargı bağımsızlığının sağlandığı, anayasal güvencelerin işlediği TBMM zemininde, milletin gözü önünde şeffafça olmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mansur Yavaş taşları yerinden oynattı ve kendi çizgisini kalın harflerle çekti. Şimdi herkesin gözü, siyasetin diğer aktörlerinin bu hamleye vereceği yanıtta.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Silkelenen&#8217; Muhalif belediyeler mi yoksa hukuk sisteminin kökleri mi?</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/silkelenen-muhalif-belediyeler-mi-yoksa-hukuk-sisteminin-kokleri-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:21:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[chp'li belediyelere operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[mümtaz sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[silkelemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=3940</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde Türkiye’nin siyasi ve hukuki gündemini meşgul eden en sıcak başlıklardan biri, CHP’li belediyelere yönelik art arda gelen operasyonlar ve belediye başkanlarının tutuklanması. Bu dalga, kamuoyunda doğal olarak derin bir kutuplaşma ve meşruiyet tartışması yaratıyor. Meseleyi günlük siyasi polemiklerin gürültüsünden çıkarıp; hukukun, adaletin ve demokrasinin evrensel ilkeleri ışığında, daha soğukkanlı bir perspektifle incelemekte fayda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Son günlerde Türkiye’nin siyasi ve hukuki gündemini meşgul eden en sıcak başlıklardan biri, CHP’li belediyelere yönelik art arda gelen operasyonlar ve belediye başkanlarının tutuklanması. Bu dalga, kamuoyunda doğal olarak derin bir kutuplaşma ve meşruiyet tartışması yaratıyor. Meseleyi günlük siyasi polemiklerin gürültüsünden çıkarıp; hukukun, adaletin ve demokrasinin evrensel ilkeleri ışığında, daha soğukkanlı bir perspektifle incelemekte fayda var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı &#8220;silkeleme&#8221; ifadesi, muhalefet cephesinde haklı olarak büyük bir yankı uyandırdı. Erdoğan bu ifadeyi aslında belediyelerin birikmiş SGK borçlarının tahsili bağlamında kullanmıştı. Ancak Türkiye gibi siyasal iklimin sert olduğu ülkelerde, en tepeden kurulan cümleler bürokrasi ve yargı mekanizmalarında bir &#8220;vizyon belgesi&#8221; veya &#8220;zımni bir talimat&#8221; olarak algılanmaya müsaittir. <strong>Bugün gelinen noktada o &#8220;silkeleme&#8221; eyleminin sadece finansal bir haciz işlemi olmadığı; idari soruşturmalar, şafak operasyonları ve kayyum atamalarıyla siyasi bir kuşatmaya dönüştüğü görülüyor. </strong>Siyasetin doğasında rekabet vardır ancak devletin kurumları bu rekabetin birer enstrümanı haline geldiğinde, sarsılan şey sadece belediyeler değil, devletin yapıtaşları olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kamuoyundaki en büyük kırılma noktası şu soru etrafında şekilleniyor: “<strong>Yolsuzluk, usulsüzlük veya rüşvet sadece muhalefet belediyelerine mi özgü? İktidar blokundaki belediyelerde hiç mi suç işlenmiyor?</strong>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Resmi verilere ve devletin hazırladığı raporlara baktığımızda, durumun aslında tam olarak böyle olmadığını görüyoruz. <strong>2024 yılı verilerine göre; 59 AK Partili, 21 MHP&#8217;li belediye başkanı hakkında da adli işlem yapılmış</strong> durumda. Yani &#8220;iktidar belediyelerine hiç dokunulmuyor&#8221; önermesi teknik olarak doğru değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak asıl sorun suçun varlığında değil, hukukun uygulanış biçimindeki çifte standartta yatıyor. İktidar mensubu bir belediye başkanı hakkında yolsuzluk iddiası ortaya çıktığında süreç genellikle &#8220;içeride&#8221; çözülüyor; yavaş işleyen soruşturmalar, &#8220;metal yorgunluğu&#8221; adı altındaki sessiz istifalar veya tutuksuz, şaşâsız yargılamalar devreye giriyor. Oysa konu muhalefet belediyeleri olduğunda süreç; sabahın köründe yapılan ev baskınları, gizlilik kararı alınan dosyalar üzerinden medyaya servis edilen itibar suikastları ve jet hızıyla gelen tutuklamalarla ilerliyor. Adaletin zedelendiği yer, suçun kimin işlediğinden çok, suçluya giydirilen siyasi kimliğe göre muamele edilmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hukuk sistemimizde tutuklama bir ceza değil, istisnai bir tedbirdir. Bir kişinin tutuklanabilmesi için kuvvetli suç şüphesinin yanı sıra iki temel unsur aranır: Kaçma şüphesi veya delilleri karartma/tanıklara baskı yapma ihtimali.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir belediye başkanını düşünün: Sabit ikametgahı olan, devletin her an nerede olduğunu bildiği, kaçma şüphesi hayatın olağan akışına aykırı olan seçilmiş bir kamu görevlisi. “Peki ya delilleri karartırsa?” sorusunun cevabı da tutuklama değildir. İçişleri Bakanlığı’nın, soruşturma selameti açısından bir belediye başkanını görevden uzaklaştırma (açığa alma) yetkisi zaten vardır. Görevden uzaklaştırılmış, belediye binasına girmesi yasaklanmış bir kişinin delil karartma ihtimali fiilen ortadan kalkar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen tutuklama yoluna gidilmesi, hukuki bir tedbirden ziyade &#8220;peşin bir infaz&#8221; ve yerel yönetimin el değiştirmesini (kayyum atanmasını) meşrulaştıran bir siyasi hamle olarak okunmaktadır. Tutuklama, soruşturmanın aracı olmaktan çıkıp bizzat amacın kendisine dönüşmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Danıştay Kanunu gereği, belediye başkanları hakkında soruşturma açılabilmesi İçişleri Bakanlığı&#8217;nın &#8220;soruşturma izni&#8221; vermesine ve bu iznin Danıştay denetiminden geçmesine bağlıdır. Ancak son dönemde bu idari kalkanı aşmak için dosyaları &#8220;örgütlü suçlar&#8221; veya &#8220;terör&#8221; kapsamına sokarak doğrudan operasyon yapılması, hukuki güvencelerin etrafından dolanıldığını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşanan bu süreç, sadece bugün görevden alınan isimlerin kişisel mağduriyetiyle sınırlı kalmayacak kadar derin yapısal hasarlar bırakmaktadır:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Seçmen İradesinin Anlamsızlaşması:</strong> Vatandaş, &#8220;Kimi seçersem seçeyim, eğer iktidarın onaylamadığı biriyse zaten görevden alınacak&#8221; hissine kapılırsa, sandığa ve demokrasiye olan inancını yitirir. Temsili demokrasinin temeli olan &#8220;seçim&#8221;, işlevsiz bir ritüele dönüşür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Masumiyet Karinesinin İhlali:</strong> Mahkeme kararıyla kesinleşmiş bir hüküm olmaksızın, kişilerin &#8220;suçlu&#8221; ilan edilerek makamlarından edilmesi, evrensel hukukun kalbi olan masumiyet karinesini paramparça etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yatırım ve İstikrar İkliminin Bozulması: </strong>Hukuk güvenliğinin, öngörülebilirliğin ve kanun önünde eşitliğin olmadığı bir ülkeye ne yabancı sermaye gelir ne de kendi vatandaşı geleceğe güvenle bakar. Adaletin terazisinin siyasetin ağırlığıyla bozulduğu her denklem, ekonomide yoksulluk olarak geri döner.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç olarak; yolsuzluk, rüşvet veya usulsüzlük hangi partiden olursa olsun sonuna kadar üzerine gidilmesi gereken hastalıklardır. Kimse cübbesini, parti rozetini veya seçilmişliğini bir zırh olarak kullanmamalıdır. Ancak adalet, elindeki kılıcı sadece siyasi rakiplerine savuran, iktidar yandaşlarına gelince kınına sokan bir mekanizma değildir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün ağacı &#8220;silkelediğini&#8221; düşünenler, aslında üzerinde oturdukları devlet geleneğinin ve hukuk sisteminin köklerini sarsmaktadır. Unutulmamalıdır ki; kuralları kişilere ve partilere göre esnetilen bir hukuk sistemi, gün gelir o kuralları esnetenleri de içine çeken bir girdaba dönüşür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhtiyacımız olan şey siyasi rakipleri silkelemek değil, yargıyı siyasetin gölgesinden silkeleyip kurtarmaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ricky Gervais Olmak ya da Türkiye&#8217;yi Anlamak</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/ricky-gervais-olmak-ya-da-turkiyeyi-anlamak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:14:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[deniz göktaş]]></category>
		<category><![CDATA[mümtaz sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[ricky gervais]]></category>
		<category><![CDATA[stand-up]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=3800</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde Türkiye’nin gündemi, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’ndan yükselen kahkahalar ile adliye koridorlarındaki yankılar arasına sıkışmış durumda. Yeni nesil komedinin parlayan yıldızlarından Deniz Göktaş, 24 Haziran’da YouTube’da yayımladığı &#8220;Ölü Deniz&#8221; adlı stand-up gösterisiyle sadece trend listelerinin zirvesine çıkmakla kalmadı, aynı zamanda mizahın, ifade özgürlüğünün ve toplumsal hassasiyetlerin tartışıldığı büyük bir girdabın da merkezine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Son günlerde Türkiye’nin gündemi, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’ndan yükselen kahkahalar ile adliye koridorlarındaki yankılar arasına sıkışmış durumda. Yeni nesil komedinin parlayan yıldızlarından Deniz Göktaş, 24 Haziran’da YouTube’da yayımladığı &#8220;<strong>Ölü Deniz</strong>&#8221; adlı stand-up gösterisiyle sadece trend listelerinin zirvesine çıkmakla kalmadı, aynı zamanda mizahın, ifade özgürlüğünün ve toplumsal hassasiyetlerin tartışıldığı büyük bir girdabın da merkezine oturdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dini değerleri aşağılama suçlamasıyla başlatılan soruşturma ve 5651 sayılı Kanun kapsamında bazı sosyal medya paylaşımlarına getirilen erişim engelleri, aslında yıllardır çözemediğimiz o tanıdık ikilemi yeniden önümüze koyuyor: Mizahın sınırı nerede başlar, nerede biter?</p>



<p class="wp-block-paragraph">En baştan, çok net bir şekilde ifade edelim: Komedi özgür olmalıdır. Kara mizah, doğası gereği konfor alanlarını terk etmeyi, statükoyu sarsmayı ve eleştirinin oklarını en uç noktalara kadar fırlatmayı gerektirir. Dünyada bunun en iyi örneklerinden birini, sınır tanımayan sivri diliyle Altın Küre sahnesini bile Hollywood yıldızları için bir gerilim filmine çeviren Ricky Gervais’te görüyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deniz Göktaş’ın da zekice kurgulanmış metinleriyle, toplumsal tabuları ti&#8217;ye alan cesaretiyle sahnede benzer bir tarzı yakalamak istediği son derece açık. Siyaseti, dini, toplumsal normları süzgeçten geçirmeden, olanca çıplaklığıyla seyirciye sunmak, modern stand-up kültürünün kalbinde yatan bir reflekstir. Gülmek, bazen en ciddi meseleleri bile deşifre etmenin en sarsıcı yoludur. Bu bağlamda Göktaş’ın mizahi vizyonunun ve sahnede çizdiği o rahat, sınır tanımayan profilin komedi sanatı açısından oldukça değerli olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak mesele sadece sahnede ne söylendiği değil, o sözlerin hangi toplumsal zemine düştüğüdür. İşin içine Türkiye’nin sosyolojik gerçeklikleri girdiğinde, denklemin parametreleri aniden değişiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye, kültürel kodları, dini inançları ve toplumsal fay hatları son derece hassas, çok katmanlı bir ülke. Batı’da bir komedyenin rahatlıkla üzerine şaka yapabileceği bir konu, bizim coğrafyamızda bir anda &#8220;<strong>milli güvenlik ve kamu düzeni</strong>&#8221; meselesi haline gelebiliyor. Bu durumu sadece &#8220;<strong>ifade özgürlüğüne vurulan bir darbe</strong>&#8221; olarak okumak, meselenin toplumsal psikolojisini eksik analiz etmek olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir komedyenin veya sanatçının, yaşadığı toplumun sinir uçlarını bilmesi, mizahını yaparken bu gerçekliği tamamen göz ardı etmemesi beklenir. Elbette bu, &#8220;<strong>sansür otosansürü doğursun</strong>&#8221; demek değildir. Ancak Türkiye gibi kutuplaşmaya teşne, hassasiyetlerin çok çabuk alev alabildiği toplumlarda, eleştiriler uçlara dokunurken kullanılan üslubun ve zamanlamanın çok daha ince bir işçilik gerektirdiği de inkar edilemez bir gerçektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deniz Göktaş’ın yurt dışından yaptığı, &#8220;<strong>Türkiye&#8217;de olmamı gerektiren bir durum olursa ilk uçakla döneceğim</strong>&#8221; açıklaması, olayın hararetine tezat oluşturacak kadar sakin ve olgun bir tavır. Süreci bir krize ya da mağduriyet şovuna dönüştürmemesi takdire şayan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günün sonunda &#8220;<strong>Ölü Deniz</strong>&#8221; vakası, hem mizah üreticileri hem de karar alıcılar için önemli bir laboratuvar niteliği taşıyor. Hukukun, bir stand-up gösterisine müdahale ederken özgürlükleri boğmamaya ne kadar dikkat etmesi gerekiyorsa; sahnedeki sanatçının da zekasını ve kalemini konuştururken, hitap ettiği -veya dolaylı yoldan dokunduğu- toplumun değer yargılarını okumakta o kadar dikkatli olması gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mizah, yaraları deşmek için değil, o yaralara ayna tutmak için yapıldığında asıl gücüne kavuşur. Ricky Gervais gibi dünyayı karşınıza alarak güldürebilirsiniz; ancak yaşadığınız topraklarda kalıcı bir iz bırakmak istiyorsanız, o toprakların nabzını tutmak, bazen en keskin şakadan bile daha büyük bir zeka gerektirir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünün İsyankarı, Bugünün İtaatkarı</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/dunun-isyankari-bugunun-itaatkari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 10:35:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[mümtaz sarcan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=3749</guid>

					<description><![CDATA[Bir belediye başkanı, yıllarca karşısında durduğu bir ideolojiye, yutkunduğu onca lafa rağmen bir gecede neden &#8220;aşık&#8221; olur? İnanın bana, bu ani romantizmin sebebi şehre dökülecek üç kilometre ekstra asfalt değil. Bu senaryonun başrollerinde çok daha pragmatik ve karanlık aktörler var: Ensede hissedilen sıcak bir nefes, mahkeme koridorlarının dondurucu soğuğu ve o tatlı, vazgeçilmez koltuk sevdası. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bir belediye başkanı, yıllarca karşısında durduğu bir ideolojiye, yutkunduğu onca lafa rağmen bir gecede neden &#8220;aşık&#8221; olur?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnanın bana, bu ani romantizmin sebebi şehre dökülecek üç kilometre ekstra asfalt değil. Bu senaryonun başrollerinde çok daha pragmatik ve karanlık aktörler var: Ensede hissedilen sıcak bir nefes, mahkeme koridorlarının dondurucu soğuğu ve o tatlı, vazgeçilmez koltuk sevdası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belediyelerin kalbi, hesapların tutulduğu, bütçenin yönetildiği o meşhur mali hizmetler biriminde atar. Ve muhalif bir belediyeyseniz, o birimin kapısından müfettiş ordusu eksik olmaz. Bürokratların her sabah &#8220;<strong>Acaba bugün hangi hesap defteri yüzünden ifadeye çağrılacağız?</strong>&#8221; gerginliğiyle mesaiye başladığı o ağır atmosferi bir düşünün. Her ihale dosyası, her harcama kalemi mikroskop altındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer geçmişinizde &#8220;gri&#8221; alanlar varsa, ufak tefek (veya devasa) yolsuzluk dosyaları, usulsüz ihaleler Sayıştay raporlarında bir saatli bomba gibi tik-taklıyorsa, sistem size o sihirli çıkış kapısını gösterir. İktidar partisine geçmek, vizyoner bir siyasi tercih değil; kalın bir <strong>hukuki zırh kuşanmaktır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">O yeni rozet, adeta <strong>siyasi bir çamaşır suyu</strong> işlevi görür; dosyaları bir gecede temizler, müfettişleri tatile gönderir, mali hizmetlerdeki o korku tünelini aniden huzurlu bir bürokrasiye dönüştürür. &#8220;Acaba sabah kapıma polis dayanır mı?&#8221; korkusu, en katı muhalifi bile saniyeler içinde ateşli bir iktidar savunucusuna çeviren kusursuz bir terbiye aracıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tabii bir de işin devletin o &#8220;<strong>görünmez eliyle</strong>&#8221; yapılan boğma operasyonu boyutu var. Muhalif kaldığınız sürece Ankara&#8217;nın o soğuk yüzü bir gölge gibi üzerinizdedir. <strong>Yurt dışı kredileriniz hazinede bekletilir, projeleriniz bakanlıkların tozlu raflarında kaybolur, bir imza süreci yıllarca sürüncemede bırakılır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Başkan, şehrin ortasında oksijensiz bırakılmış bir dalgıç gibidir. Kendi partisi ona uzaktan &#8220;<strong>Direneceğiz, harikasın!</strong>&#8221; diye tezahürat yapar ama <strong>oksijen tüpünün vanası iktidarın elindedir</strong>. <em>O vanayı açtırmak için masaya oturduğunuzda, sizden istenen şey projelerinizin verimliliği değil, biatinizdir. </em>Bu siyasi baskı o kadar sistematik ve yıpratıcıdır ki, başkan bir noktada &#8220;Ya kahraman olup siyaseten öleceğim ya da boyun eğip hayatta kalacağım&#8221; ikilemine düşer. Tahmin edin bakalım, o deri koltuğun sıcaklığı mı ağır basar, yoksa ilkelerin soğukluğu mu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve gelelim en insani, en bencil ama siyasetin en temel itici gücüne: </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Siyasetçi dediğiniz canlı türü, doğası gereği kariyerinin bekasını her şeyin üstünde tutar.</strong> Bulunduğu geminin su aldığını, partisinin iç kavgalarla eridiğini veya bir sonraki seçimde o koltuğu garanti göremediğini hissettiği an, filikaları gözlemeye başlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beş yıl sonra ne olacağım?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Muhalefette kalsam beni tekrar aday yaparlar mı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yapsalar bile bu rüzgarla seçilebilir miyim?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sorular beynini kemirirken, iktidarın sunduğu o konforlu liman uzaktan göz kırpar. Bir sonraki dönem için garanti edilen adaylıklar, belki bir milletvekilliği sözü, belki de daha büyük bir bütçenin kontrolü&#8230; Şehrin &#8220;bekası&#8221; için atıldığı iddia edilen o kutsal adımların ardında, aslında başkanın şahsi kariyer planlamasının acımasız kâr-zarar tabloları yatar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Kısacası dostlar; o görkemli, bol alkışlı grup toplantılarında, kameralara gururla gülümseyerek sallanan ve öpülen ellerin ardında bir &#8220;hizmet destanı&#8221; aramayın. Orada, yargılanma korkusuyla titreyen bir vicdanın teslimiyeti, sistemin acımasızca büktüğü bir bilek ve kendi siyasi ömrünü uzatmak için seçmenin iradesini bozuk para gibi harcayan rasyonel bir kurnazlık vardır.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Tarih bu günleri yazarken, bu transferleri &#8220;şehircilik başarısı&#8221; olarak değil; siyasi şantajın, korkunun ve menfaatin ne kadar kusursuz bir uyumla çalıştığının ibretlik birer vaka analizi olarak okutacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonradan Şahlanan Bir Milletin Anatomisi</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/sonradan-sahlanan-bir-milletin-anatomisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 07:16:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[abd galibiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[bizim çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya kupası]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[mümtaz sarcan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=3718</guid>

					<description><![CDATA[Bavullar toplanmış, biletler &#8220;en erken dönüş&#8221; tarifesine çevrilmiş&#8230; Dünya Kupası&#8217;ndaki serüvenimiz, ilk iki maçta alınan o bildik, o sarsıcı mağlubiyetlerle matematiksel olarak son bulmuş. Turnuva ağacındaki yerimiz, üzerinden kırmızı kalemle geçilmiş kalın bir çarpı işaretinden ibaret. Ve sonra sahaya çıkıyoruz. Karşımızda ABD. Günlerdir sahada uyurgezer gibi dolanan, topu görünce pimi çekilmiş el bombası muamelesi yapan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bavullar toplanmış, biletler &#8220;<strong>en erken dönüş</strong>&#8221; tarifesine çevrilmiş&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Kupası&#8217;ndaki serüvenimiz, ilk iki maçta alınan o bildik, o sarsıcı mağlubiyetlerle matematiksel olarak son bulmuş. Turnuva ağacındaki yerimiz, üzerinden kırmızı kalemle geçilmiş kalın bir çarpı işaretinden ibaret.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve sonra sahaya çıkıyoruz. Karşımızda ABD.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günlerdir sahada uyurgezer gibi dolanan, topu görünce pimi çekilmiş el bombası muamelesi yapan o silik takım gidiyor; yerine isteyen, koşan, arayan bir takım geliyor. Koşmayanlar uçuyor, pas yapamayanlar pergel gibi top dağıtıyor. Sahadan güzel bir galibiyetle ayrılıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Harika. Şahane. Muazzam. <strong>Peki, şimdi biz bu galibiyeti tam olarak hangi yaramıza merhem yapacağız?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizim sosyolojik trajedimiz tam olarak burada başlar. Biz Türkler, potansiyeli dağları devirmeye yetecek kadar güçlü, ancak o potansiyeli harekete geçirmek için illaki uçurumdan aşağı yuvarlanmayı bekleyen bir milletiz. <strong>Ciddiyet, bizim lügatimize maalesef ki kriz anlarında, hatta krizin de bir tık sonrasında girer.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Olayların vahametini önceden kestirme konusunda kronik bir miyopluğumuz var. İlk maç kaybedildiğinde &#8220;<strong>Daha dur, önümüzde maçlar var</strong>&#8221; deriz. İkinci maçta işler sarpa sardığında &#8220;<strong>Bilmem kaç şut çektik, girmeyince girmiyor</strong>&#8221; efsanesine tutunuruz. Oysa o esnada çoktan bitmiştir; sadece biz henüz uyanmamışızdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizi hayatta tutan şey plan, program veya öngörü değil, safi adrenalindir. Ancak sorun şu ki; o adrenalin pompaları, iş işten geçtikten sonra devreye giriyor. Ayakta uyuyoruz ve maalesef uykumuz çok ağır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu sadece yeşil sahalara özgü bir durum mu sanıyorsunuz? Asla. Bu, bizim milli işletim sistemimizin ta kendisi.</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Binamızın kolonları çatırdarken &#8220;<em>Bir şey olmaz, demiri sağlamdır</em>&#8221; deyip, ancak o bina başımıza yıkıldıktan sonra hepimiz birer jeoloji uzmanı kesilmiyor muyuz?</li>



<li>Vücudumuz alarm verirken &#8220;<em>Bir ağrı kesici yutar geçerim</em>&#8221; mantığıyla diretip, anca acil servisin kapısında sedyeye alındığımızda &#8220;Keşke zamanında o tahlilleri yaptırsaydım&#8221; demiyor muyuz?</li>



<li>Ekonomiden trafiğe, eğitimden altyapıya kadar her alanda, atı alan Üsküdar&#8217;ı geçtikten sonra, giden atın peşinden en hızlı koşan millet biz değil miyiz?</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Günün sonunda ABD&#8217;yi yeneriz. Haber bültenlerinde &#8220;<strong>Gururumuzla Veda Ettik</strong>&#8221; başlıkları atılır. &#8220;Ah o ilk maçtaki hakem hatası olmasaydı&#8230;&#8221;, &#8220;İkinci maçta o direkten dönen top gol olsaydı, şimdi kupaya gidiyorduk&#8230;&#8221; senaryolarıyla kendimizi avutmaya devam ederiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çünkü biz, zamanında tepki verememenin ağır faturasıyla yüzleşmek yerine, o son maçtaki anlamsız galibiyetin illüzyonuna sarılmayı tercih ederiz. </strong>Elendikten sonra rakibi sahaya gömmüşüz, ne kıymeti var? Havalimanında pasaport kuyruğunda beklerken, &#8220;<em>Ama son maçta nasıl oynadık!</em>&#8221; demek size sadece anlamsız bir tebessüm kazandırır, tur atlatmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gücümüz var, zekamız var, yeteneğimiz var. Eksik olan tek şey; o meşhur uyanışımızı, iş işten geçmeden, tren garı terk etmeden önce gerçekleştirebilmek. Yoksa biz bu gidişle, elenmesi kesinleşmiş turnuvaların, son maçı kazanarak kalpleri fetheden o &#8220;en yetenekli kaybedenleri&#8221; olmaya devam edeceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bavullarınızı unutmayın, uçağımız kalkmak üzere. İyi yolculuklar.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgili Okur; Saatleri Bugüne Ayarlıyoruz</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/sevgili-okur-saatleri-bugune-ayarliyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 08:53:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[mümtaz sarcan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=3424</guid>

					<description><![CDATA[Zaman, Kadıköy iskelesine yanaşan o emektar vapurların pervanesinden köpük köpük dökülen sular gibi akıp gidiyor ve bizler, her rıhtımda biraz daha eksilerek bekliyoruz hayatı. Yıllar yılı, sararmış mektup zarflarının tenhalığında, eski kitapların kokusunda ve geçmişin o buğulu aynalarında insan ruhunun dehlizlerini aradım durdum; kelimelerimi rüzgârın önüne katıp, kalbinizin en kuytu köşelerine ulaştırmaya gayret ettim. Ancak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Zaman, Kadıköy iskelesine yanaşan o emektar vapurların pervanesinden köpük köpük dökülen sular gibi akıp gidiyor ve bizler, her rıhtımda biraz daha eksilerek bekliyoruz hayatı. Yıllar yılı, sararmış mektup zarflarının tenhalığında, eski kitapların kokusunda ve geçmişin o buğulu aynalarında insan ruhunun dehlizlerini aradım durdum; kelimelerimi rüzgârın önüne katıp, kalbinizin en kuytu köşelerine ulaştırmaya gayret ettim. Ancak pencereden dışarıya, o gürültülü ve durmaksızın değişen sokağa baktığımda görüyorum ki, hikayelerimiz ne kadar kadimse, bugünün gerçeği de bir o kadar keskin ve kaçınılmaz bir biçimde karşımızda duruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Eski plakların o tanıdık çıtırtısı içimde hep baki kalacak, lakin artık yüzümü bugüne, şu an akıp giden hayatın tam ortasına dönmenin vaktidir. Gökyüzünün renginden mazot fiyatlarına, caddelerdeki telaşlı kalabalıklardan modern zamanın önümüze fırlattığı yeni kelimelere ve meselelere kadar, hayatın tam da içinden, güncelin o sıcak nefesinden beslenen yorumlarla huzurunuzda olacağım.</strong> Geçmişin o korunaklı limanından çıkıp, bugünün dalgalı denizinde, yine insanı ve insana dair olanı aramak için yola koyuluyorum. Merak etmeyin; meseleler ne kadar yeni ve dünyevi olursa olsun, onları tartan terazi yine o eski, naif vicdanımız olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinizi bugünden ve birbirinizden ayırmayın, zira hayat tüm hızıyla tam şu anda yaşanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mümtaz Sarcan &#8220;<em>insanların içinde, insana hasret</em>&#8220;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasetin Omurgası</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/gurbuzvural/siyasetin-omurgasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürbüz Vural]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 13:44:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gürbüz Vural]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[duruş]]></category>
		<category><![CDATA[gürbüz vural]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[siyasetin omurgası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=3070</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlık tarihinin en eski ve en amansız sahnelerinden biri olan siyaset, esasen bir kelimeler savaşı ya da sadece koltuk mücadelesi değildir; o, her şeyden önce bir karakter ve istikamet sınavıdır. Bugün modern dünyanın getirdiği hıza, sosyal medyanın yarattığı anlık dalgalanmalara ve siyasetin giderek pragmatistleşen doğasına baktığımızda, unuttuğumuz ya da unutturulmaya çalışılan en hayati kavramın &#8220;duruş&#8221; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İnsanlık tarihinin en eski ve en amansız sahnelerinden biri olan siyaset, esasen bir kelimeler savaşı ya da sadece koltuk mücadelesi değildir; o, her şeyden önce bir karakter ve istikamet sınavıdır. Bugün modern dünyanın getirdiği hıza, sosyal medyanın yarattığı anlık dalgalanmalara ve siyasetin giderek pragmatistleşen doğasına baktığımızda, unuttuğumuz ya da unutturulmaya çalışılan en hayati kavramın &#8220;duruş&#8221; olduğunu görüyoruz. Duruş, bir siyasi aktörün ya da bir hareketin, rüzgarın yönüne göre değil, kendi ahlaki, fikri ve stratejik pusulasına göre konum alma becerisidir. Ancak günümüz dünyasında bu kavram, maalesef reelpolitik realitenin acımasız çarkları arasında sık sık aşınmaya maruz kalıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasetin kılcal damarlarına sızan popülizm, uzun vadeli ve köklü vizyonlar yerine, anlık alkışları ve geçici ittifakları ikame ettiğinden beri, toplumsal hafızada derin izler bırakan o eski, karizmatik ve bilge liderlik portrelerini mumla arar olduk. Bir siyasi hareketin duruşu, sadece kriz anlarında takındığı tavırla değil, aynı zamanda o krizin fitili ateşlenmeden önce sergilediği tutarlılıkla ölçülür. Bugün küresel ölçekte yaşanan jeostratejik güç savaşları, ekonomik korumacılık duvarlarının yeniden yükselişi ve uluslararası hukukun adeta bir tül gibi inceldiği bu dönem, liderlerden taktiksel manevralar değil, stratejik bir omurga talep ediyor. Zira rüzgâra göre yön değiştiren yelkenliler, fırtınalı denizlerde rotasını asla koruyamazlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu küresel denklemin tam merkezinde, adeta fay hatlarının kesişim noktasında yer alan Türkiye için duruş kavramı, entelektüel bir lüks olmanın çok ötesinde, bir beka ve istikrar meselesidir. Tarihsel müktesebatımız ve coğrafyamızın sunduğu o muazzam ama bir o kadar da ağır sorumluluk, Ankara’nın dış politikadan ekonomiye kadar her alanda çok boyutlu, rasyonel ve her şeyden önemlisi tutarlı bir çizgi izlemesini zorunlu kılıyor. Türkiye, doğu ile batı, kuzey ile güney arasında sadece fiziki bir köprü değil, aynı zamanda medeniyetler arası bir denge unsurudur. Bu dengenin korunması, iç siyasetteki sığ tartışmaların ve kutuplaşmaların ötesine geçebilen, ulusal çıkarları merkeze alan ve toplumsal sözleşmeye sadık kalan köklü bir devlet aklı ve duruşu ile mümkündür. İçeride toplumsal dokuyu güçlendirmeyen, adaleti ve liyakati kılavuz edinmeyen bir yapının, dışarıda tektonik levhaların sarsıldığı küresel arenada güçlü bir duruş sergilemesi beklenemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geleceğin dünyası, bugünün pragmatik ve ilkesiz savruluşlarını affetmeyecek kadar hızlı akıyor. Toplumlar, kendilerini sadece seçim dönemlerinde hatırlayan değil, idealleri uğruna bedel ödemeyi göze alabilen, sözü ile eylemi arasında uçurumlar barındırmayan aktörlerin arkasında kenetlenir. Siyasette duruş, bir inatlaşma ya da değişime karşı kör bir direnç değil; zamanın ruhunu okurken, kendi öz değerlerinden ve milletin egemenliğinden taviz vermeme asaletidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Netice-i kelam; güç dengelerinin yeniden kurulduğu, ittifakların her sabah yeniden tanımlandığı bu yeni dünya düzeninde, en büyük sermaye askeri ya da ekonomik güçten ziyade, güvenilirliktir. Siyasi bir duruşu değerli kılan, onun dönemsel çıkarlara kurban edilmeyecek kadar kutsal ve taklit edilemeyecek kadar sahici olmasıdır. Türkiye&#8217;nin ve onun siyasi aktörlerinin önündeki en büyük ödev, gündelik rüzgarların cazibesine kapılmadan, tarihin ve coğrafyanın yüklediği o vakur duruşu hem içeride hem dışarıda yeniden tahkim etmektir. Çünkü nihayetinde tarih, sadece kazananları değil, ne pahasına olursa olsun yerini ve yönünü değiştirmeyen o asil duruş sahiplerini de yazar.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adresi Rüzgârda Saklı Zarflar</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/adresi-ruzgarda-sakli-zarflar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 11:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[açılmamış mektup]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[mümtaz sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=2934</guid>

					<description><![CDATA[Çalışma masamın en alt çekmecesini karıştırırken, köşesi sararmış, hiç açılmamış bir mektup zarfına rastladım. Üzerinde ne bir adres vardı ne de bir isim; sadece rüzgârın sürüklediği bir yaprak gibi öylece duruyordu. Odadaki sessizlik, o an eski bir saatin tıkırtısından ziyade, toprağın derinliklerinden gelen o kadim uğultuya benzedi; hani fırtına öncesi doğanın büründüğü o ağır ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Çalışma masamın en alt çekmecesini karıştırırken, köşesi sararmış, hiç açılmamış bir mektup zarfına rastladım. Üzerinde ne bir adres vardı ne de bir isim; sadece rüzgârın sürüklediği bir yaprak gibi öylece duruyordu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Odadaki sessizlik, o an eski bir saatin tıkırtısından ziyade, toprağın derinliklerinden gelen o kadim uğultuya benzedi; hani fırtına öncesi doğanın büründüğü o ağır ve bekleyiş dolu suskunluğa&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşündüm; kaçımız aslında gönderilmemiş mektupların toplamıyız? Kaçımız, içimizdeki o en gerçek cümleyi söyleyemediğimiz için, insanların içinde ama hep o bir tek kişiye hasret yaşıyoruz? </p>



<p class="wp-block-paragraph">Eskiden kelimeler kâğıda değerdi, kâğıt ise ele. Şimdi her şey havada asılı, her şey parmak uçlarımızdaki o soğuk camlarda, o ruhsuz ışıklarda kaybolup gidiyor. </p>



<p class="wp-block-paragraph">O zarfı açmadım. <strong>Çünkü biliyorum ki, açılmamış bir mektup, içinde dünyanın tüm ihtimallerini, söylenmemiş tüm itirafların kutsallığını taşır. </strong>O mektup hâlâ yazılıyor, o selam hâlâ yolda, o el bir yerlerde hâlâ boşlukta bekliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siz de bugün bir mektup yazın; ister kendinize, ister hiç tanımadığınız, bir vapur iskelesinde yanından geçip gittiğiniz o yabancıya. Ama kelimelerinize ruhunuzun o darmadağınık tozunu katmayı unutmayın. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bizler, birbirimizin kalbindeki o ince sızıya dokunabildiğimiz, bir başkasının kederini kendi göğsümüzde ağırlayabildiğimiz kadar hayattayız. Geriye kalan her şey, dalgaların kıyıya vurduğu anlamsız çakıl taşlarından ibaret.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kişisel Tatmin Ve Siyaset</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/gurbuzvural/kisisel-tatmin-ve-siyaset/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürbüz Vural]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 13:13:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gürbüz Vural]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[gürbüz vural]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=2875</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de siyaset, giderek toplumsal sorunlara çözüm üretme aracı olmaktan çıkıp kişisel tatmin ve statü gösterisine dönüşen bir alan haline gelmiştir. Bugün birçok siyasi parti; halkın ihtiyaçlarına cevap vermek, ülkenin geleceğine dair bir vizyon ortaya koymak ya da ideolojik bir mücadele yürütmek için değil, belirli kişilerin “itibar sahibi” görünme arzusuyla kurulmaktadır. Makam araçları, koruma orduları, televizyon [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de siyaset, giderek toplumsal sorunlara çözüm üretme aracı olmaktan çıkıp kişisel tatmin ve statü gösterisine dönüşen bir alan haline gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün birçok siyasi parti; halkın ihtiyaçlarına cevap vermek, ülkenin geleceğine dair bir vizyon ortaya koymak ya da ideolojik bir mücadele yürütmek için değil, belirli kişilerin “itibar sahibi” görünme arzusuyla kurulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Makam araçları, koruma orduları, televizyon ekranlarında boy göstermek, alkışlanmak ve “sayın başkan” diye hitap edilmek; siyasetin asli amacının önüne geçmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikle çocukluk yaşlarından itibaren siyasetin içinde büyüyen bazı isimler için siyaset artık bir hizmet alanı değil, psikolojik bir bağımlılık biçimidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güç hissi kaybolduğunda ortaya çıkan boşluk, yeni partilerle, yapay gündemlerle ve kişisel vitrini büyütme çabalarıyla doldurulmaya çalışılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak toplumsal karşılığı olmayan, yalnızca ego üzerine inşa edilen bu yapılar kısa sürede siyasi çöplüğe dönüşmekte; geriye ise itibarsızlaşmış kurumlar ve yorulmuş bir toplum kalmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitaplara Dönüş</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/kitaplara-donus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 08:07:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[kitap okuma alışkanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=2862</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzün hızla akan dijital dünyasında, dikkat süremiz saniyelerle ölçülür hale geldi. Kaydırdığımız ekranlar, anlık bildirimler ve sonsuz bir bilgi bombardımanı altında zihnimiz sürekli bir &#8220;yetişme&#8221; telaşı içinde. İşte tam da bu noktada, kitap okuma alışkanlığı sadece bir kültürel aktivite değil, modern dünyanın kaosundan kaçıp sığınabileceğimiz en güvenli liman olarak karşımıza çıkıyor. Kitap okumak, aslında zihnimizle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Günümüzün hızla akan dijital dünyasında, dikkat süremiz saniyelerle ölçülür hale geldi. Kaydırdığımız ekranlar, anlık bildirimler ve sonsuz bir bilgi bombardımanı altında zihnimiz sürekli bir &#8220;yetişme&#8221; telaşı içinde. İşte tam da bu noktada, kitap okuma alışkanlığı sadece bir kültürel aktivite değil, modern dünyanın kaosundan kaçıp sığınabileceğimiz en güvenli liman olarak karşımıza çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitap okumak, aslında zihnimizle baş başa kaldığımız bir meditasyon halidir. Ekrandan yansıyan ışığın aksine, kâğıdın (veya dijital mürekkebin) durağanlığı bizi yavaşlamaya davet eder. Bir köşe yazısını veya sosyal medya gönderisini hızlıca tarayıp geçebiliriz ancak iyi bir kitabın derinliğine nüfuz etmek sabır ister. Bu sabır, odaklanma yeteneğimizi yeniden kazanmamızı sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Okuma alışkanlığı, bireyin dünyayı algılama biçimini doğrudan etkiler. Dağarcığımıza eklediğimiz her yeni kelime, düşüncelerimizi ifade etmek için kullandığımız birer yapı taşıdır. Kelime hazinesi daralan bir insanın düşünce dünyasının da sınırlandığı gerçeğiyle yüzleştiğimizde, kitapların önemi daha da netleşir. Bir kitabı bitirmek, sadece bir hikâyeyi sonlandırmak değil; başka bir insanın zihninden dünyayı görme cesaretini göstermektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmayın ki; kitap okumak bir zorunluluk değil, kendimize verdiğimiz bir hediyedir. Her kitap, kapağını açtığınızda sizi bekleyen yeni bir evren, tanışılacak yeni bir dost ve keşfedilecek yeni bir fikirdir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
