<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Mümtaz Sarcan &#8211; Ankara Yazıyor</title>
	<atom:link href="https://ankarayaziyor.com/author/mumtaz-sarcan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ankarayaziyor.com</link>
	<description>Fikri Hür, Vicdanı Hür!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 May 2026 11:27:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://ankarayaziyor.com/wp-content/uploads/2025/07/Adsiz-tasarim-2-150x150.png</url>
	<title>Mümtaz Sarcan &#8211; Ankara Yazıyor</title>
	<link>https://ankarayaziyor.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Adresi Rüzgârda Saklı Zarflar</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/adresi-ruzgarda-sakli-zarflar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 11:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[açılmamış mektup]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[mümtaz sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=2934</guid>

					<description><![CDATA[Çalışma masamın en alt çekmecesini karıştırırken, köşesi sararmış, hiç açılmamış bir mektup zarfına rastladım. Üzerinde ne bir adres vardı ne de bir isim; sadece rüzgârın sürüklediği bir yaprak gibi öylece duruyordu. Odadaki sessizlik, o an eski bir saatin tıkırtısından ziyade, toprağın derinliklerinden gelen o kadim uğultuya benzedi; hani fırtına öncesi doğanın büründüğü o ağır ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Çalışma masamın en alt çekmecesini karıştırırken, köşesi sararmış, hiç açılmamış bir mektup zarfına rastladım. Üzerinde ne bir adres vardı ne de bir isim; sadece rüzgârın sürüklediği bir yaprak gibi öylece duruyordu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Odadaki sessizlik, o an eski bir saatin tıkırtısından ziyade, toprağın derinliklerinden gelen o kadim uğultuya benzedi; hani fırtına öncesi doğanın büründüğü o ağır ve bekleyiş dolu suskunluğa&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşündüm; kaçımız aslında gönderilmemiş mektupların toplamıyız? Kaçımız, içimizdeki o en gerçek cümleyi söyleyemediğimiz için, insanların içinde ama hep o bir tek kişiye hasret yaşıyoruz? </p>



<p class="wp-block-paragraph">Eskiden kelimeler kâğıda değerdi, kâğıt ise ele. Şimdi her şey havada asılı, her şey parmak uçlarımızdaki o soğuk camlarda, o ruhsuz ışıklarda kaybolup gidiyor. </p>



<p class="wp-block-paragraph">O zarfı açmadım. <strong>Çünkü biliyorum ki, açılmamış bir mektup, içinde dünyanın tüm ihtimallerini, söylenmemiş tüm itirafların kutsallığını taşır. </strong>O mektup hâlâ yazılıyor, o selam hâlâ yolda, o el bir yerlerde hâlâ boşlukta bekliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siz de bugün bir mektup yazın; ister kendinize, ister hiç tanımadığınız, bir vapur iskelesinde yanından geçip gittiğiniz o yabancıya. Ama kelimelerinize ruhunuzun o darmadağınık tozunu katmayı unutmayın. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bizler, birbirimizin kalbindeki o ince sızıya dokunabildiğimiz, bir başkasının kederini kendi göğsümüzde ağırlayabildiğimiz kadar hayattayız. Geriye kalan her şey, dalgaların kıyıya vurduğu anlamsız çakıl taşlarından ibaret.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitaplara Dönüş</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/kitaplara-donus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 08:07:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[kitap okuma alışkanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=2862</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzün hızla akan dijital dünyasında, dikkat süremiz saniyelerle ölçülür hale geldi. Kaydırdığımız ekranlar, anlık bildirimler ve sonsuz bir bilgi bombardımanı altında zihnimiz sürekli bir &#8220;yetişme&#8221; telaşı içinde. İşte tam da bu noktada, kitap okuma alışkanlığı sadece bir kültürel aktivite değil, modern dünyanın kaosundan kaçıp sığınabileceğimiz en güvenli liman olarak karşımıza çıkıyor. Kitap okumak, aslında zihnimizle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Günümüzün hızla akan dijital dünyasında, dikkat süremiz saniyelerle ölçülür hale geldi. Kaydırdığımız ekranlar, anlık bildirimler ve sonsuz bir bilgi bombardımanı altında zihnimiz sürekli bir &#8220;yetişme&#8221; telaşı içinde. İşte tam da bu noktada, kitap okuma alışkanlığı sadece bir kültürel aktivite değil, modern dünyanın kaosundan kaçıp sığınabileceğimiz en güvenli liman olarak karşımıza çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitap okumak, aslında zihnimizle baş başa kaldığımız bir meditasyon halidir. Ekrandan yansıyan ışığın aksine, kâğıdın (veya dijital mürekkebin) durağanlığı bizi yavaşlamaya davet eder. Bir köşe yazısını veya sosyal medya gönderisini hızlıca tarayıp geçebiliriz ancak iyi bir kitabın derinliğine nüfuz etmek sabır ister. Bu sabır, odaklanma yeteneğimizi yeniden kazanmamızı sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Okuma alışkanlığı, bireyin dünyayı algılama biçimini doğrudan etkiler. Dağarcığımıza eklediğimiz her yeni kelime, düşüncelerimizi ifade etmek için kullandığımız birer yapı taşıdır. Kelime hazinesi daralan bir insanın düşünce dünyasının da sınırlandığı gerçeğiyle yüzleştiğimizde, kitapların önemi daha da netleşir. Bir kitabı bitirmek, sadece bir hikâyeyi sonlandırmak değil; başka bir insanın zihninden dünyayı görme cesaretini göstermektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmayın ki; kitap okumak bir zorunluluk değil, kendimize verdiğimiz bir hediyedir. Her kitap, kapağını açtığınızda sizi bekleyen yeni bir evren, tanışılacak yeni bir dost ve keşfedilecek yeni bir fikirdir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kayıp Coğrafyada Hasret ve Vefa</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/kayip-cografyada-hasret-ve-vefa/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:39:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[mümtaz sarcan köşe yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=2761</guid>

					<description><![CDATA[Bugün, Karaköy’ün o daracık, rutubet kokan ama her bir taşında binlerce öykü barındıran sokaklarından birinde, tozlu bir sahaf rafına sığındım. Dışarıda, gri bir gökyüzü İstanbul’un üzerine ağır bir palto gibi serilmişken; içeride, cildi yorulmuş bir kitabın arasından düşen kurutulmuş bir mavi kantaron çiçeği ile karşılaştım. Rengi solmuş, formunu yitirmiş ama o inadıyla sanki hâlâ toprağın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bugün, Karaköy’ün o daracık, rutubet kokan ama her bir taşında binlerce öykü barındıran sokaklarından birinde, tozlu bir sahaf rafına sığındım. Dışarıda, gri bir gökyüzü İstanbul’un üzerine ağır bir palto gibi serilmişken; içeride, cildi yorulmuş bir kitabın arasından düşen kurutulmuş bir mavi kantaron çiçeği ile karşılaştım. Rengi solmuş, formunu yitirmiş ama o inadıyla sanki hâlâ toprağın altındaki o gizli damarlara, o Yaşar Kemal’in toz fırtınalarıyla savrulan bereketli Çukurova’sına tutunmaya çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O çiçeğe bakarken düşündüm; bizler de aslında köklerinden koparılmış, büyük şehirlerin beton dehlizlerine savrulmuş o kantaron çiçekleri değil miyiz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eskiden, bir insanın gözlerine baktığımızda orada sadece bir aksimizi değil, koca bir coğrafyayı görürdük. Şimdi ise kalabalıkların ortasında, omuz omuza yürürken bile aramızda aşılmaz dağlar, geçit vermez uçurumlar var. Vapurlar bile artık o eski, geniz yakan kömür kokusunu taşımıyor; sanki sadece bir noktadan diğerine ruhsuz birer demir yığını gibi akıp gidiyorlar. Oysa bir vapurun güvertesinde, martılara simit atan bir çocuğun gülüşünde gizliydi dünyanın tüm sırrı. O çocuk, henüz insanın insana olan borcunu unutmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşar Kemal der ya; &#8220;İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar.&#8221; Ben bugün o sahaf dükkanında, kapladığım yerden hicap duydum. Çünkü biliyorum ki, cebimizde taşıdığımız o en teknolojik cihazlar, kalbimizdeki o derin boşluğu doldurmaya yetmiyor. Bir kağıdın hışırtısı, bir mürekkebin lekesi, bir insanın elinin sıcaklığı&#8230; Bunlar olmadan biz sadece yarım kalmış birer cümleyiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siz de bu akşam, evinize dönerken başınızı kaldırıp gökyüzüne bir bakın. Yıldızlar orada mı, yoksa biz mi onları görmeyi bıraktık? Bir yabancıya gülümseyin, bir dostun hatırını sorun; ama bunu bir camın soğukluğu üzerinden değil, gözlerinizdeki o eski, kadim ışıkla yapın. Çünkü hayat, bir vapurun iskeleye yanaşırken çıkardığı o tok sesle, o kısa anın içindeki sonsuzlukla kaimdir*.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph">&#8220;Kaim&#8221; kelimesi, o eski ve vakur Türkçemizin ruhumuza bıraktığı mirastan biridir; kökeni itibarıyla &#8220;ayakta duran, varlığını sürdüren&#8221; demektir.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Sadece Bir Suret mi?</title>
		<link>https://ankarayaziyor.com/kose-yazilari/mumtazsarcan/insan-sadece-bir-suret-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 12:43:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mümtaz Sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[kısa hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[mümtaz sarcan]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ankarayaziyor.com/?p=2703</guid>

					<description><![CDATA[Bugün yine o eski iskeleye gittim. Hani rüzgârın sadece iyot kokusu değil, sanki bin yıl evvel söylenmiş ama yarım kalmış türküleri de beraberinde getirdiği o paslı demirlerin yanına&#8230; Etrafıma baktım; binlerce insan, on binlerce telaş. Herkes bir yere yetişiyor, herkes bir şeylerden kaçıyor ama kimse yanındakinin gözünün içine bakmıyor. Yaşar Kemal’in o uçsuz buçsuz Çukurova’sında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bugün yine o eski iskeleye gittim. Hani rüzgârın sadece iyot kokusu değil, sanki bin yıl evvel söylenmiş ama yarım kalmış türküleri de beraberinde getirdiği o paslı demirlerin yanına&#8230; </p>



<p class="wp-block-paragraph">Etrafıma baktım; binlerce insan, on binlerce telaş. Herkes bir yere yetişiyor, herkes bir şeylerden kaçıyor ama kimse yanındakinin gözünün içine bakmıyor. Yaşar Kemal’in o uçsuz buçsuz Çukurova’sında toprağa sımsıkı tutunan bir başak tanesi kadar bile kök salmıyoruz artık birbirimize. Herkes kendi adasında, herkes kendi zihninin parmaklıkları ardında birer mahkûm.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa bir zamanlar &#8220;güneş toplayalım&#8221; derdik birbirimiz için; başkasının karanlığını aydınlatmayı dert edinirdik. Karanlığımızı paylaşıp hafifletmek yerine, şimdi pencerelerimizi birbirimizin yüzüne sımsıkı kapatıyoruz. Eskiden bir &#8216;merhaba&#8217; sadece bir selam değil, ruhlar arasında kurulan bir emniyet kemeriydi. Karşındakine &#8220;Seni görüyorum, buradasın ve benim için değerlisin&#8221; demenin en sessiz, en masum yoluydu. Şimdilerde ise kelimelerimiz dilsiz, bakışlarımız ise çözülememiş eski bir sır gibi soğuk ve mesafeli.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahi, biz ne ara bu kadar çok kalabalıklaşıp, ne ara bu kadar çok &#8220;insana hasret&#8221; kaldık?</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan, sadece etten ve kemikten bir suret değildir. İnsan, bir başkasının hafızasında bıraktığı iz, bir başkasının yüreğinde kapladığı yer kadardır. Eğer kimsenin hikâyesine dokunmuyor, kimsenin kederiyle kederlenmiyorsak; bu beton yığınları arasında sadece birer gölgeden ibaretiz demektir. Sahaf raflarında unutulmuş, sayfaları birbirine yapışmış eski bir roman gibi tozlanmayı bekliyoruz. Oysa o kitabın kapağını açacak bir el, o tozları üfleyecek samimi bir nefes lazım bize.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmayın; bir şehri güzel kılan yüksek binaları değil, o sokaklarda yankılanan tanıdık bir dost sesidir. İnsanların içine karışın, ama kalabalıklara teslim olup kendinizi kaybetmeyin. Birine sadece &#8220;nasılsın?&#8221; diye sormayın; cevabını gerçekten bekleyecek, o cevabı göğsünüzde yumuşatacak kadar durun ve dinleyin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü hayat, biz başkalarının hayatına tutunduğumuz sürece gerçektir. Gerisi sadece bir illüzyon, gerisi sadece satır arasında kaybolup giden solgun birer dipnottur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
